PAYLAŞ

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

  Röportaj Ahmet Ümit: “Bilgisayarımın Olduğu Her Yerde YAZARIM”
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

İmza gününüz sona erdi nasıl buldunuz Çanakkale’deki atmosferi Ahmet Bey?

Ben imza günlerini çok seviyorum. Okuyucularımızla buluşuyoruz, tanışıyoruz ve ortak bir paydamız oluyor birlikte. Bu buluşmalar yazarlar için motive edici oluyor, yazdıklarımıza karşılık veren kitleyle bir araya gelebildiğimiz tek zaman dilimi imza günleri.

Çanakkale’de hava çok soğuk olmasına rağmen çok büyük bir ilgiyle karşılaştık, inanılmaz bir yoğunluk yaşadık gün boyu. Bütün Çanakkale imzaya gelmiş gibiydi, okuyucularımla böyle bir ilişki kurabildiğim için mutluyum.

Eğitiminizi bambaşka bir alanda tamamlamışsınız, yazarlık süreciniz nasıl başladı?

Hayat boyu okul hiç umurumda olmadı ve okulla ilgili çok fazla çabada harcamadım. Ama okul elbette ki çok önemli değerler kattı özellikle de siyasi bilimler anlamında.  Beni mutlu eden edebiyattı, bir gün mutlaka edebiyata yönelmem gerekiyordu ve yöneldim. 1980’lerde bir öykü yazmıştım, o öykü 40 farklı dilde yayınlanan bir dergide basıldı. Beklediğim bir şey değildi bu ama yazar olma düşüncesi böyle oluştu diyebilirim. Öncesinde kitap yazıp yazmayacağımı bilmiyordum ama çok çok iyi bir okuyucuydum. Aslında çok iyi bir okuyucu olmak yazarlık sürecimin başlamasının sebeplerindendir.

“ YAZAR OLARAK ANILMAK İSTERİM ”

Şiir kitabı da yazdınız… Bir tarafta cinayetler diğer tarafta ise gayet duygusal bir tür olan “şiir” nasıl oldu bu?

Yüksek lisansımı Moskova’da yaptım orası soğuk bir yer ve genellikle gri bir hava var. Bu da beni ruhen etkiliyordu. Ayrıca orada sanatçıya, yazara, şaire çok değer verildiğini görüyordum ve duygularımı aktarmak için şiir yazarken buldum kendimi. Ama şair olarak değil, yazar olarak anılmak isterim.

Şiir kitaplarından, çocuk kitaplarına, romanlardan TV programlarına çok fazla başarı hikâyeniz var. Romanlarınız çok seviliyor ve özellikle polisiye ve cinayet türü denince akla ilk gelen isimsiniz? Türkiye’de cinayet romanı yazmak bir risk miydi, hiç endişeleriniz oldu mu?

Cinayet romanı yazıyor olmak, polisiye yazıyor olmak başkaları için risk olabilir ama açıkçası benim umurumda değil. Çünkü ben başarılı olmak için yazmıyorum, eğlenmek için yazıyorum. Yazdığım şey beni mutlu etmiyorsa, beni heyecanlandırmıyorsa, beni korkutmuyorsa özellikle bana mutluluk vermiyorsa hiçbir anlamı yok.

Lisans eğitimini aldığım alanda daha çok para kazanabilirdim ama ben kitaplarımı para kazanmak için de yazmıyorum. Dediğim gibi yazıyor oluşumun tek bir nedeni var; mutlu olmak. Ben en çok yazarken mutlu olabilen bir insanım. Dolayısıyla dediğiniz gibi tüm bunlar risk olabilir, riskli olduğunda değil mutsuz olduğumda yazmaktan vazgeçerim.

Bu kadar geniş bir yelpazede eserler bıraktınız yazdınız ama biz sizi yine de cinayet romanlarıyla tanıyoruz. Bu şekilde tanınmak sizi rahatsız ediyor mu yoksa hayır gayet mutluyum mu diyorsunuz?
 

Asla rahatsız etmiyor. Ben hikâyelerimi yazıyorum. Hikâyelerim, cinayet romanları, polisiye romanları ben böyle mutluyum yani hiç önemli değil. Yeter ki kitaplar okunsun ve okuyan da en az ben kadar mutlu olsun.

Ülkenin Agatha Christie’si diyorlar size, bundan rahatsız mısınız?

Hayır, rahatsız değilim, bu türün en iyi kitaplarını yazmıştır kendisi. Ancak ben bir fark ortaya koymak istedim. Sadece cinayetleri değil, cinayetlerin işlendiği coğrafyayı, o coğrafyanın tarihini, katillerin psikolojik yapısını ve bu cinayetleri neden işlediklerine dair yaklaşımları da yazdım kitaplarımda. İyi de oldu sanki? (Gülüyor)

Aynı zamanda sizin çok iyi bir okuyucu olduğunuzu da biliyoruz. Türkiye’de okumayı, takip etmeyi sevdiğiniz yazarları öğrenebilir miyiz?

Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, İhsan Oktay Anar, Buket Uzuner ve daha birçok isim. Türkiye’de çok başarılı yazarlar, şairler var.

 

“BİLGİSAYARIMIN OLDUĞU HER YERDE YAZARIM

Bazı yazarlar kitaplarını yazarken inzivaya çekilirler, kimileri yaşadıkları yerleri değiştirirler sizin yazma süreciniz nasıl gelişiyor?

Aslında yazma süreci değil de hazırlık süreci daha kapsamlı oluyor benim için. Konuyu belirledikten sonra bir yıl öncesinden olayın geçeceği bölgeye gidiyorum, orada araştırmalar yapıyorum, o konu üzerinde okumalar yapıyorum. Konunun uzmanlarıyla, akademisyenlerle görüşüp mekân seçimlerini yapıyorum. Aslına bakarsanız film çekecek gibi yerinde, yurdunda yapıyorum bütün ön çalışmayı. Kafamda bütün kurgu bitiyor sonra yazma süreci başlıyor. Yazmak için bir yerlere gitmiyorum bilgisayarımın olduğu her yerde yazarım ama genellikle evim ve ofisimde çalışmayı seviyorum.

Biz kitaplarınızı okurken dikkatlice okuyor, bölgede ya da kişilerde bir detay atlamamaya çalışıyoruz. Kurgularınız bazen kafamızı karıştırıyor, yazarken de oluyor mu bu?  Başladıktan sonra hikâye akıp gidiyor mu, yoksa işlerin karıştığı oluyor mu sizde de?

Bugüne kadar hiç karışıklık olmadı. Dediğim gibi hazırlık ve kurgu aşaması uzun süren bir aşama benim için. Orada her şeyi planlıyorum. Bir yazarın da bu tip bir karışıklık yapmaması gerekir zaten bizler de mimar gibi çalışıyoruz. Düşünsenize ev bitmiş, lavabo dışarıda kalmış, mutfak tezgâhını koymayı unutmuşuz. Bu da aynı hesap yani tuvalet dışarda kalmıyor… (Gülüyor)

Sizce iyi bir yazar nasıl olmalıdır?

İyi bir yazar öncelikle samimi olmalıdır.

“ YAZAR İNATÇIDIR! ”

Size sorulan sorulardan belki de en önemlisi yazma isteği olanlardan geliyor. Bir şeyler yazan, yazdıklarının iyi olduğunu düşünen kişiler cesaret almak için sizden bir şeyler duymak istiyor. Ne tavsiye edersiniz onlara?

Yazıyorum diyen herkesedir bu sözüm, inatçı olmalılar! Yazar inatçıdır. Başkalarının fikirlerini dinlemeliler ama kendi bildikleri yoldan ilerlemeliler. Başkalarının fikirlerini merkeze alanların kendi çizgilerinden çıkması kaçınılamaz. Eğer kendi çizgilerini değiştirirlerse başarılı bir yazar olmaz, sıradan bir yazar olurlar.

Çok teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Gökçe Güzel

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK