HABER

HABER

Yazar Ece Temelkuran ile Röportaj

0

“Kurban olmak, belki de kalpsiz olmaya giden en kestirme yol”

Her hikayeyi masallarla ilişkilendiren bir ruhum olduğundan mıdır nedir, Ece Temelkuran’ın yeni kitabı Düğümlere Üfleyen Kadınlar, bir anti-cinderella romanı gibi geldi bana. Ece’nin romanında biri orta yaşı çoktan geçmiş dört kadın var. Tek fark şu, Cinderella prensine kavuşmak için üvey annesiyle kızkardeşlerini alt etmek zorundaydı. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da ise anlatıcının, yani esas kadınımızın, anti-cinderella’mızın “kendine” kavuşmak için bir anne ve iki kızkardeş edinmesi, daha doğrusu hasbelkader hayatına girmiş üç kadınla tüm kadınlar adına sulh imzalaması, onları sevmesi ve onlar tarafından sevilmesi gerekiyor.

Bunu Ece’ye anlatıyorum. O öyle düşünmemiş yazarken. “Hay Allah!” diyor, sonra ekliyor: “İnsanın yazdığı şeye dışarıdan bakması için sandığımdan uzun zaman geçmesi gerekiyor demek ki. Yani hayır, böyle düşünmemiştim. Ama sanırım metnin büyüsü burada. Yazarını bile beklemediği yerlere götürebiliyor. Kitapta dediğim gibi, insan yola çıkmaya karar verir, nereye varacağına değil. Demek ki, ‘Hayat hiç de peri masallarına benzemiyor ve burada genellikle prensesler prensleri kurtarıyor’ diye düşünüyor olmam ben fark etmesem de bir biçimde kitaba yansımış.”

Eh, anlaşıldı, demek ki biz Ece Temelkuran’la bu röportajda peri masallarını değil, hayatı konuşacağız. Biraz da başka şeyleri tabii; mesela kadınlık ve erkeklik hallerini, iyiliği, kötülüğü, büyüyü, mucizeleri, Madam Lilla’yı… Bir de bahtsız Dido’yu.

“Düştükten sonra kendini köpeklere yem eden” Dido’nun Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da ayrı ve özel bir yeri var. Ben onun hikayesini çok küçükken okumuştum; aradan yıllar geçti. Onun hikayesiyle kendi hikayem arasında bir bağ kurmak Ece’yi okuyana kadar aklıma gelmemişti doğrusu. İnsafsızca unutmuştum Dido’yu ve başına gelenleri; yaşadıklarının hâlâ ve sürekli hepimize, bütün kadınlara olduğunu düşünmeden…

“Tunus’tayken Kartaca’ya gittim ve bir süre orada yaşadım” dedi Ece. “Kartaca, Dido’nun uygarlığını kurduğu kıyı, gözden düşmüş nice insanın yolunun düştüğü yerdi. Ben de malum, gözden düşmüştüm. Sanırım bu yüzden benim için en kolayı Dido’nun yazıtlarını yazmaktı. Akıl almaz bir biçimde hızlı yazdım. Ancak Dido olsam bu kadar hızlı ve içimden yazardım, diyeyim. Gerisini anlayan anlasın.”

Düğümlere Üfleyen Kadınlar harika bir roman, enfes bir yol hikayesi, acı bir masal, uyandıran bir rüya…

“Biz büyüyüz zaten ve büyü her şeye kadirdir…”

Felak Suresi’nde düğümlere üfleyen, yani büyücü kadınlardan uzak durmayı emrediyor Kuran. Neden, neyi kaybetme korkusuyla korkuyorlar o kadınlardan? Ve sizce neden “düğümlere üfleyen erkekler”den söz edilmemiş?

Demek ki erkeklerin nefesleri kadınlarınki kadar kudretli değil! Şaka bir yana, tek tanrılı dinlerin dogmatik yorumlarının kadınlarla böyle bir itiş kakışı hep var. Çünkü kadın, büyünün yeryüzüne inmesini sağlayan bir canlı türü. Bu da “En el-Hak”tan uzak durmak isteyen bir din anlayışı için gayet tehlikeli bir durum. Diğer yandan, çok haddim değil ama benim anladığım şekilde Kuran’da geçen uyarı, kötücüllükle ilgili. Kötüden ve korkudan korunmakla ilgili. Erkek egemen toplumlarda bozulmuş erkek işbirliğini tamir etmek için de kadınlar kurban edilir bilirsiniz. Bu İslamiyet öncesinde ve sonrasında böyledir. Dolayısıyla kötücüllük bahsinde kadınların isminin zikredilmesi bu sebeple olabilir.

Halihazırda yürüyen bir düzeni değiştirme denemesi gözüyle de bakılabilir mi yapılan her büyüye? Büyü nelere muktedirdir?

Kitapta Madam Lilla diyor ki “İnanmak istemek, inanmaktan daha kudretlidir”. Bana sorarsan büyü, inanma isteğinin bir tezahürü. Öte yandan kitabın felsefi arkaplanına en çok işlediğim motiflerden biri hayatın kendi başına bir büyüsü, mucizesi var mıdır, sorusuydu. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ın söylediği şey şu: Hayır, hayatın kendi başına bir mucizesi yok, hayat bizim nefesimizden ibaret ama bu sandığından daha mucizevi bir şey. Buradan devam ederek büyü meselesiyle ilgili konuşacak olursam, biz büyüyüz zaten ve büyü her şeye kadirdir.

Romanın hayranlıkla okuduğum kahramanlarından Madam Lilla, “Yüzlerce yıl önce bu topraklarda ana tanrıçalar, kadın hükümdarlar yeraltına indiler. Dido, El Kahina, Tanit, Tin Hinan ve daha nice kudretli kadın. İsim değiştirdiler, örtündüler” diyor ve Amazir kadınlarının o eski anneleri ve onların sözcüklerini koyunlarında sakladıklarını anlatıyor. Hayatımızda neler ayakta kaldı o eski annelere ve sözcüklerine dair?

Çok tarif etmediğimiz ve genellikle erkeklerle hiç paylaşmadığımız bir bilgi sanırım. Kadınların acı ve sevinç anlarında bir araya gelişine bakın. Birbirlerine nasıl davrandıklarına, nasıl bir çember haline geldiklerine… Din veya inanmakla hiç ilgisi olmayan kadınlar hiç de mistik olmayan bir durumda bile bir sağaltım mekanizması kurarlar hep birlikte. Bir şifa kovanı oluştururlar. Kurşun dökmekten, ağlayan bir arkadaşı teselliye etmeye kadar birçok kadın an’ından söz ediyorum. Doğum ve ölüm anlarını dikkatle izlemek de çok şey fark ettirir insana. Erkekleri bir biçimde dışarıda bıraktığımız o anlar, bence hiç tarif edilmese, hiç söze dökülmese bile bize eskilerden, büyükannelerden kalan birer bilgi.

Kalpsiz olmakla kurban olmak arasında bir orta yol nasıl bulunur ve o yol bizi nereye götürür?

Tam bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: Kurban olmak, kalpsiz olmaya giden en kestirme yoldur. Kurban olduğunuzda iki seçeneğiniz kalır çünkü. Ya insan posası olursunuz ya da biriken öfkenizle bir kalpsize dönüşürsünüz. Benim hem insan ilişkilerinde hem de yazarken en çok merak ettiğim şey hep şu oldu: Mutlak bir eşitlik, mutlak bir adalet var olabilir mi? Felsefenin ve insanlık tarihinin de temel sorularındandır bu. Bunu denemeye inanıyorum hiç değilse. Ama şu da var: Madam Lilla’yı sevdiyseniz görmüşsünüzdür, demek ki insan kurban olmakla kalpsiz olmak arasında bir noktada var olduğunda sevilesi biri oluyor!

Erkekler kadınların dünyasına yeterince hürmet ve hayret edebiliyorlar mı? Aşağılama, küçük görme, baskı uygulama gibi zorbalık yöntemleri hayretlerini gizlemenin, yok saymanın bir yolu mu?

Kadınlar çok korkunçlar Allahım! Ben bile korkuyorum bazen. Çok hareket ediyorlar bir kere. Kafalarının içi de çok hareket ediyor. Bu ürkütücü. Çünkü çok enerji sarfiyatı gerekiyor bir erkek açısından, yorucu. Dolayısıyla evet, bir erkeğin şiddeti kadına duyduğu hayretini ve hayranlığını gizleme yolu olabilir. Bu yüzden sanırım, erkeklerin yarattığı birçok kadın karakteri durağandır. Dururlar öyle. Hülyalı hülyalı. Ben nice kitap okudum, kadınlar şuradan şuraya gitmiyordu. Yok böyle bir kadın! Varsa da ultra sıkıcı olmalı. Ben öyle kadınla arkadaş olmam misal. Beğenen alsın. Her ne ise… Şunu söyleyecektim. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’daki kadınlar sürekli hareket ediyor. Çünkü gerçek kadınlar böyle. Erkekleri korkutur mu bilmem ama şimdiye kadar aldığım okur tepkilerinden bütün kadın okurların en az biriyle arkadaş olmak isteyeceği kadınlar bunlar.

Sınırı geçtiğinden beri artık gazeteci değil yaşayan biri olduğunu fark ediyor kahramanınız. Siz bunu tam olarak ne zaman hissettiniz, yaşayan biri olduğunuzu?

Bir otel odasında, sabahın üçünde 27 sivrisinek öldürdükten, 28’incinin peşinden elimde havluyla koşarken. O gece Amira’yla tanışmıştım. Kulağımda iPod, hem müzik dinliyor hem de sivrisinek gerçeğine teslim oluyordum. O gece sanırım, tam da Tunus’ta seçimler olurken, Amira’yı Tunus seçimlerinden daha çok merak ettiğimi kabul ettim ve yaşamaya başladım.

Dünyalarından atılmış dört kadını anlatıyorsunuz romanda. Bu duyguyu siz de yaşadınız mı? Sanırım kendinize içinde edebiyat ve orta doğu olan yeni bir dünya yaratmayı denediniz. Bu nasıl bir süreçti?

Meşakkatli. Ama hiç depresif değil. Bir kayaya tırmanmak gibiydi. En zoru kayaya tırmanmak sanılır. Oysa geri inmek daha zordur. Benim için, evet, kayaya tırmanmak gibiydi. Durursam düşeceğimi bildiğim için yukarı doğru çıktım ve şimdi buradayım. Tepede değil ama tepeyi görebildiğim bir yaylada…

“Biz ancak hikayelerimizi yazarak söz sahibi olabiliriz” diyor Madam Lilla. Zaten kitaptaki en şahane cümleleri hep o söylüyor. Kim o aslında, siz tanıyor musunuz? Bir de kadınlar hikayelerini yazmayı neden hep erteliyor?

Tanıyorum diyeyim gülümseyeyim. Bu kadar olsun bu cevap. Kadınlar hikayelerini yazmayı bence kendi güçlerini görmemek için erteliyor. Çünkü bu, yalnızlık demek. Bunu içgüdüsel bir biçimde biliyor ve güçsüzlüğü yalnızlığa tercih ediyorlar. Belki böyle bir seçimi yapabilenler, o seçimle yaşayabilenler için makuldür, bilemiyorum. Ama benim için değil. Denedim ve gördüm. Olmuyor.

Her kadının bir iç bahçesi var mıdır, olmalı mıdır? O iç bahçeye iyi bakmanın yolları nelerdir? Nasıl olur da orada çiçekler yeniden açar, otlar serpilir, büyür?

Her bahçenin kendi kuralları var. Ben giderek daha iyi bakabiliyorum mesela kendi bahçeme. Yalnız kalarak… Kimisi kendine bir ev kurarak bakabiliyordur. Ama sanırım ortak olan tek kural şu: Kararları korkularla almamak gerekiyor. Korkuyorsanız, bahçeniz don tutabilir çünkü. Emily Dickinson öldükten sonra ardından yazılan gazete yazısının bahçıvanlığıyla ilgili olduğunu biliyor muydun? İşte bu büyük bir seçimdir. Gelmiş geçmiş en iyi şairlerden birisin ama bahçeni korumak adına kendini “sadece bir bahçıvan” olarak tanıtıyorsun. O da kendi iç bahçesini korumak için saklanması, gizlenmesi gerektiğini düşünmüş demek ki. Böyle yani, herkesin kendi bahçesi ve kendi kuralları var. Mühim olan kuralları bilmek ve bildiğini inkar etmemek.

Gülenay Börekçi

Yılın Telif Kitabı Belli Oldu

0

Dünya Kitap dergisinin 23 yıldır verdiği “Yılın En İyileri” ödülleri bir kez daha sahiplerini buldu. Ahmet Büke’nin ON8 etiketiyle yayımlanan kitabı İnsan Kendine de İyi Gelir, “Yılın Telif Kitabı” ödülüne değer görüldü.

Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke’nin, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde yazdığı öykülerin bir araya geldiği İnsan Kendine de İyi Gelir adlı kitabı “Yılın Telif Kitabı” ödülünü aldı.

Doğan Hızlan, Selim İleri, Başar Başarır, Yekta Kopan, İlknur Özdemir, Dünya Kitap Yayın Yönetmeni Faruk Şüyün ve Dünya Gazetesi temsilcisinin yer aldığı seçici kurul, Ahmet Büke’ye bu ödülü “edebiyatçı için çok zor olan düzenli aralıklarla yazma disiplini ile internet ortamında vücuda gelmiş çalışmalarında nitelikli, güleryüzlü, bugünün dilinde konuşan, umut dolu bir dünyayı bize önerdiği; kitabında bir araya getirerek yaşam sevinci sunan öyküler bütününe dönüştürdüğü için” verdiğini açıkladı.

Kitapları, Oğuz Atay Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı ile Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) Yılın Gençlik Romanı Ödülü gibi saygın ödüllere değer görülen Ahmet Büke, bir yıl boyunca her hafta ON8 Blog’daki köşesi “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nde öyküler yazdı. Yazarın yeni öyküleriyle blog öykülerinin bir araya getirildiği ve karakterlerin öyküden öyküye atladığı seçki, İnsan Kendine De İyi Gelir adı altında yayımlandı. Ödüllü ilk gençlik romanı Mevzumuz Derin’in ardından, blogda bir yılı aşkın sürdürdüğü öykü deneyimini de kitapla bütünleştiren öykücü, ON8 Blog’da her pazartesi yeni yeni öyküler yazmaya devam ediyor.

“Hakikatin Z. Hali”ni anlatan öyküler:

Ana babasız, aile büyükleriyle kalmış bir çocuk… Mahallenin Arap Hatçam Teyze, Bakkal Nihat, Berber Kâzım gibi hayli garip, pek müstesna karakterleri… Toplumsal tarihimizin acı tatlı anılarına takılan bir kişisel tarihin izinde öykü öykü saat kaç!..

Kitaptaki “Bazen İyi Doyarız” adlı öyküden tadımlık:

Bir tencere kuru fasülye bir sarayın hazinesinden daha kıymetliydi o gece. Çünkü hava iyice serinlemişti ve işsizler eski kilisenin bahçesinde kediler, salyangozlar, kulaklı orman baykuşları ve kırmızı Kaliforniya solucanlarıyla birlikte toplanıyorlardı.

İyi yedik o gece.

Çok iyi yedik.

Epey doyduk yani.

“Attila İlhan Şiir Ödülü” Başvuruları Açıldı

0

Usta şair Attila İlhan’ın anısını yaşatmak ve edebiyat dünyasına yeni yetenekler kazandırmak isteyen Karşıyaka Belediyesi, şiir yarışması açtı.

Birinci seçilecek eserin sahibi, “Attila İlhan Şiir Ödülü”nün ve 6 bin TL’nin sahibi olacak. Ödül töreni, İlhan’ın doğum yıldönümü olan 15 Haziran 2016 tarihinde yapılacak.

Yarışmaya katılmak isteyenler; eserlerini elden, posta ya da kargoyla, 22 Nisan 2016 tarihine kadar Karşıyaka Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne ulaştırabilecek.

Yarışmanın jürisinde ise edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Ünal Ersözlü, Tuğrul Keskin ve Attila İlhan’ın ailesi adına Kerem Alışık yer alacak. Jürinin değerlendirmeleri sonucunda birinci seçilecek eser, Attila İlhan’ın doğum günü olan 15 Haziran’da, Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenecek törenle açıklanacak. “Attila İlhan Şiir Ödülü”ne layık görülen eserin sahibine, 6 bin TL para ödülü de verilecek. Yarışma ve katılım koşullarına ilişkin detaylı bilgi, Karşıyaka Belediyesi’nin resmi web sitesi www.karsiyaka.bel.tr adresinden alınabilecek.

 

altKitap 2016 Öykü Ödülü için başvurular başladı

0

Elektronik-kitap yayınevi altKitap tarafından 2006 yılından beri verilmekte olan Öykü Ödülü’nün 2016 yılı başvuruları başladı.

Bu seneki seçici kurul Ümit Aykut Aktaş, Sanem Bozkurt, Özge Calafato, Hande Ortaç, Aylin Sökmen, Engin Türkgeldi ve geçen yılın birincisi Mevsim Yenice’den oluşacak.

Katılım Koşulları

1. Katılım herkese açıktır. Konu sınırlaması yoktur.

2. Sadece öykübaşvuruları kabul edilmektedir. Roman, deneme, şiir, vb. türlerde yapılan başvurular değerlendirme dışı bırakılacaktır.
3. altKitap 2016 Öykü Ödülü’ne bir öykü ile başvurulur. Bir kişi birden fazla öykü ile başvuruda bulunamaz.
4. Öykü en fazla 2.016 sözcükten oluşmalıdır. Bu sınırlamaya uymayan öyküler değerlendirme dışı bırakılacaktır.
5. Daha önce basılı veya sanal herhangi bir ortamda yayımlanmış ve/veya ödül almış öyküler kabul edilmeyecektir.
6. Başvuruda bulunmak isteyenlerin öykülerini bir yazı programı dosyası (word, 12 punto, Arial) olarak elektronik yolla ulaştırmaları gerekmektedir (e-posta içeriğine kopyalanmış öyküler kesinlikle kabul edilmeyecektir).
7. Ad, soyad ve kullanımda olan bir e-posta adresi bilgilerini başvuru e-postası içinde belirtilmelidir. Bu bilgileri bildirmeyen katılımcıların öyküleri değerlendirmeye alınmayacaktır.
8. altKitap 2016 Öykü Ödülü’ne katılan öyküler seçici kurula yazar kimlikleri gizli olarak sunulmaktadır. Bu nedenle öykünün yer aldığı dosyada yazarın kimliğine dair bir bilginin yer almamasına dikkat edilmelidir.
9. Başvurular yarisma2016@altkitap.net adresine yapılacaktır.

Dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen öyküler altKitap tarafından bir e-kitap olarak yayımlanacak. Bu kitabın dışında kalan öyküler ise iade edilmeyecek ancak başka herhangi bir yerde de kullanılmayacak. Metinlerin en geç 1 Mart 2016 gece yarısına kadar yarisma2016@altkitap.net adresine ulaştırılması gerekmekte.

altKitap 2016 Öykü Ödülü’nün sonuçları 15 Nisan 2016 tarihinden sonra www.altkitap.net sitesinde açıklanacak, altKitap‘ın belirlediği tarih ve yerde düzenlenecek ödül töreniyle dereceye girenler ödüllerini alacaklar.

Yarışmayı daha önce kazanan öyküler ve oluşturulan öykü seçkileri:

Trilobis – altKitap 2006 öykü seçkisi

Bitmeyen – altKitap 2007 öykü seçkisi

Kankurutan – altkitap 2008 Öykü Seçkisi

Sığınak – altKitap 2009 Öykü Seçkisi

Veda – altKitap 2010 Öykü Seçkisi

Farkındalık – altKitap 2013 Öykü Seçkisi

Junkie Fix – altKitap 2015 Öykü Seçkisi

Açık Artırma – altKitap 2016 Öykü Seçkisi 

 

Dünya Kitap Ödülleri Açıklandı

0

Dünya Kitap Dergisi tarafından 23 yıldır verilen “Yılın En İyileri Ödülleri”nin sahipleri belli oldu: Ahmet Büke, Yasemin Aydın,Alakarga Sanat Yayınları, Sennur Sezer, Gülce Başer, Sevil Atasoy, Meri Çevik Simyonidis ve Marianna Yerasimos.

Dünya Kitap Yılın Kitabı Ödülleri Seçici Kurulu Ahmet Büke, Yasemin Aydın ve Alakarga Sanat Yayınları’nı ödüle değer bulurken kısa bir süre önce kaybettiğimiz Sennur Sezer’e de “Saygı Ödülü” verilmesini kararlaştırdı.

“Yılın Telif Kitabı Ödülü” için 2015’te “Ayın Telif Kitabı” olarak belirlenen on bir kitap arasından seçim yapıldı. Başar Başarır, Faruk Şüyün, Doğan Hızlan, İlknur Özdemir, Selim İleri, Yekta Kopan ve Dünya temsilcisinden oluşan seçici kurul, “Yılın Telif Kitabı” ödülünü Ahmet Büke’nin ON8 Yayınları’ndan çıkan Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi: İnsan Kendine de İyi Gelir kitabına verdi.

“Yılın Çeviri Kitabı” ödülünün sahibi ise yıl içerisinde “Ayın Çeviri Kitabı” olarak seçilen dokuz eser arasından belirlendi. Ödülün sahibi Jaguar Kitap tarafından yayımlanan Aleksandros Papadiamantis’in Hadula: Bir Ada Öyküsü adlı kitabın çevirmeni Yasemin Aydın oldu. “Yılın Yayınevi” ise Alakarga Sanat Yayınları olarak belirlendi.

Altın Sayfa Yılın Polisiye Kitabı Ödülü’ne ise bu yıl Gülce Başer layık görüldü. Erol Üyepazarcı, Faruk Şüyün, Metin Celâl, Seval Şahin ve Sevin Okyay’dan oluşan seçici kurul, ödülü Başer’in Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan Bir Ceset Bir Söz isimli romanına verdi. Sevil Atasoy da aynı dalda “Emek Ödülü”ne değer görüldü.

Yemek kültürü kitapları arasındaki seçimdeyse “Yılın En İyi Gastronomi Kitabı” ödülüne İstos Yayınları tarafından okura sunulanİstanbulum, Tadım, Tuzum: Bir Varmış Bir Yokmuş adlı kitabıyla Meri Çevik Simyonidis değer görüldü. Yeme-içme kültürüne yıllardır yaptığı katkılar nedeniyle Marianna Yerasimos “Gastronomi Kültürü Emek Ödülü”nün sahibi oldu.

“Yılın En İyileri” ödülleri ocakta Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek törenle sahiplerine verilecek.

2016’da “Adalet” İçin Öykü Zamanı

0

Günışığı Kitaplığı, ilkgençliğe adım atan çocukları “adalet” öyküleri yazmaya davet ediyor. Edebiyatımıza yeni öykücüler kazandırmayı amaçlayan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da tüm yurtta duyurulan Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın son başvuru tarihi 18 Mayıs 2016.

Yarışmanın seçici kurulunda bu yıl, Nazlı Eray, Cemil Kavukçu, Karin Karakaşlı, Yusuf Çotuksöken ve Dr. Müren Beykan yer alıyor. Katılımın yıldan yıla arttığı yarışmanın 2016 öykülerine kılavuzluk edecek cümle, Zeynep Cemali’nin Ben, Çınar Ağacı ve Pufböreğiadlı öykü kitabından: “Kara gözlerinde şimşekler çakıyordu.

Yarınlarda ödünsüz barışı kuracak ve koruyacak olan gençlerin arasında bu yarışmaya katılanların da bulunduğunu düşünmenin umut verici olduğunu vurgulayan Proje Başkanı, Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Müren Beykan, “Yarışmak bahane diyoruz her yıl; evet, asıl amacımız, yarınlara ilişkin umudumuzu edebiyat bayrağıyla yükseltme cesaretini gençlere aşılamak ve geleceğin yazarlarına dokunmak,” diyor.

Her yıl Cemali’nin roman ve öykü kitaplarından seçilen bir cümlenin kılavuzluk ettiği farklı bir temayı işleyen yarışmaya katılan binlerce genç bugüne dek öykülerini, 2011’de “kardeşlik”, 2012’de “hoşgörü”, 2013’te “arkadaşlık”, 2014’te “umut” ve 2015’te “cesaret” üzerine yazdılar.

 

“Queer Temaşa” Yayımlandı

0

Leman Sevda Darıcıoğlu‘nun derlediği, farklı yazarların makalelerinden oluşan “Queer TemaşaSel Yayıncılık etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Temaşa: Seyir. Gezinti. Hoşlanarak bakma. Seyretme. Seyredilecek görüntü. Görülmeye değer şey.

Bu derleme, bedeni ve cinselliği zapturapt altına alan hetero-normatif düzende ve ikili cinsiyet sisteminde bir delik açma, straightdüşüncenin ötesinde bir yaşayışa, bir tahayyül alanına kapı aralamak için beden ve cinsellik düzeninde bir temaşa davetidir.

Queer teori, LGBT olmanın kişiyi radikalize etmediğini ve na-trans bir heteroseksüel olmanın da onu straight yapmadığını savunur; cinselliğe ve bedene dair kurduğu normlar nedeniyle straight olabilir, LGBT olmanın kendisi ise heteroseksist, ikili cinsiyet düzenini ihlal yahut ilga etmez.

Dolayısıyla odağımız artık kimlikler, özler ya da doğa değil, beden ve cinsellik üzerine kurulan kod sisteminin, normalin, normun kendisidir. Queer bir tahayyülden bahsedebilmemiz için ise sadece heteroseksüel dünyanın değil, LGBT camiasının da cinselliğe ve bedene bakışını masaya yatırmamız gereklidir.

Queer Temaşa
yalnızca hetero-normativiteyle değil, homo/trans-normativiteyle de şekillenen bir yolculuk…

İçindekiler

Sahte Kız – Boysan Yakar

People With Aids Öz-Güçlendirme Hareketinin Tarihi – Michael Callan, Dan Turner

Rektum Bir Mezar mı? – Leo Bersani

Kadın Oluş – Felix Guattari

Başka Bir Felsefi Dil – Ali Akay

Dil ve Bıçak – Selen Anse

Beden Makamından – Ufuk Ahıska

Sevginin Ölüm Dünyası: Aile, Arkadaşlık ve Trans Kadın Cenazeleri – Aslı Zengin

Cinsiyetlendirilmiş Alanların Tahakkümü / İkili Cinsiyet Sisteminden Yansımalar – Petra L. Doan

Bir Dolap Vakası – Bruce La Bruce, Glenn Belverio / Glennda Orgasm

Trans Tarihi, Homonormativite ve Disiplinerlik – Susan Stryker

Nurtopu Saçan’la İstanbul’da Drag Queenlik Üzerine – Söyleşi: Leman S. Darıcıoğlu

Miss File ile Transfemme Kuramı – Dr. Doll&Miss File/Miss Wilson

Sade SM Değildi, Spannerlar ve Foucault Öyleydi – Marie Hélén Bourcier

İktidara Gelmek ve Zarları Bir Bir Yırtmak – Gülkan / Noir

Bir Dominantın Notları – Dom’ino Dom

Kontra-Seksüel Manifesto – Paul B. Preciado

Hareketleri Gezerken – Mary Zournazi, Brian Massumi

Rückert Ödülü’nün Yeni Sahibi Türkiye’den

0
Almanya’nın saygın edebiyat ödüllerinden Rückert Ödülü’ne 2016 yılı için Türkçe edebiyatı temsilen Sema Kaygusuz değer görüldü.
Ödül dilbilimci ve şair Rückert’in üzerinde çalıştığı kırk dört doğu dilinde üretilen ve Almancaya çevrilen nitelikli edebiyat eserlerini kaleme alan yazarlara veriliyor.
Kültürler arasında köprüler kurabilmeyi hedefleyen Rückert Ödülü üç yılda bir düzenleniyor.
Sema Kaygusuz ödülünü Rückert’in 150. ölüm yıldönümü olan 31 Ocak 2016’da Almanya’da, Coburg’da yapılacak bir törenle alacak.
Rückert Ödülü’ne Türkiye’den Sema Kaygusuz’la birlikte, kitapları Almancada yayımlanan Oya Baydar, Aslı Erdoğan, Hasan Ali Toptaş ve şair Yeşim Ağaoğlu da aday gösterilmişti.
Roman ve öykü türünde eseler veren Sema Kaygusuz’un ilk öyküleri Kitap-lık, Adam Öykü, Varlık, Düşler Öyküler dergilerinde yayımlandı.
Hazırladığı ilk dosya Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’ne (1995), ikinci dosya 1996 Gençlik Kitabevi ikincilik ödülüne değer bulundu. Ancak her iki dosya da kitap olarak yayımlanmadı.
1997’de Ortadan Yarısından, 2000’de Sandık Lekesi, 2002’de Doyma Noktası adlı öykü kitapları yayımlandı.
Sandık Lekesi yayınlandığı yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Kaygusuz’un ilk romanı Yere Düşen Dualar Fransa, İsveç, Norveç ve Almanya’da da okuyucuyla buluştu.
Sema Kaygusuz 2014’te yayımlanan bir söyleşisinde yazmayla ilişkisini “Yazarken her şeyin kendisi olmaya can atıyorum. Yazının olmadığı yerlerde bile olmak istiyorum, öyle bir iştah benimki. Her yeri dil ile ikame etme şehveti” ifadeleriyle anlatmıştı.
Kaygusuz’un Esir Sözler Kuyusu, Karaduygun, Barbarın Kahkahası gibi eserleri de bulunuyor.
Friedrich Rückert kimdir?
Şair, dilbilimci, şarkiyatçı ve çevirmen Friedrich Rückert dünya edebiyatının kültürlerarası aktarımını dünyadaki barışın temeli olarak görüyordu.
Bu sayede toplumların birbirlerini daha iyi anlayacağına inanıyordu.

Pera Film’de Çehov’a Övgü: Gökyüzü Işıldıyor!

0

Pera Film, 29 Ocak – 27 Şubat 2016 arası Çehov’un tanınmış yapıtlarının film uyarlamalarından oluşan “Gökyüzü Işıldıyor: Çehov’a Övgü” adlı programına yer veriyor. Programda Çehov’un yapıtları ağırlıklı olarak Sovyet ve Rus yönetmenlerin merceğinden sunuluyor.

Pera Film’in, 29 Ocak tarihinden itibaren yer vereceği “Gökyüzü Işıldıyor: Çehov’a Övgü” başlıklı Çehov filmleri seçkisinde yer alan filmler 27 Şubat’a dek izlenebilecek. Seagull Films işbirliğiyle sunulan programda Rusya’nın en iyi çağdaş yönetmenlerinden Karen Şaknazarov, Andrei Konçalovski, Nikita Mikalkov gibi isimlerin yanı sıra, Nuri Bilge Ceylan’ın Çehov hikayelerinden esinlendiği “Kış Uykusu” ile Louis Malle’in hayata veda etmeden önceki son filmi 42. Sokakta Vanya da eşlik ediyor.

“Gökyüzü Işıldıyor: Çehov’a Övgü” programında Rusya’nın en iyi çağdaş yönetmenlerinden Karen Şaknazarov’un “Altıncı Koğuş”u da yer alıyor; bir Çehov öyküsünün kışkırtıcı bir şekilde yeniden ele alındığı film, 2009 yılında Akademi Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film dalında Rusya’nın resmi adayı olmuştu. Programdaki diğer filmler arasında Andrei Konçalovski’nin “Vanya Dayı” versiyonu, kardeşi Nikita Mikalkov’un az bilinen bir Çehov oyunu olan Platonov’dan yola çıkarak yönettiği “Otomatik Piyano için Bitmemiş Parça” adlı filmi ile “42. Sokakta Vanya” sayılabilir. Tatiana Repina’nın serbest bir uyarlaması olan “Çehov’un Motifleri”, Kira Muratova’nın en yenilikçi çalışmalarından biri olarak biliniyor.

İletişim

www.peramuzesi.org.tr     /   info@peramuzesi.org.tr

Meşrutiyet Caddesi No: 65, 34443 Tepebaşı – Beyoğlu, Tel: 0212 334 99 00

Gösterim Programı

29 Ocak / January

Cuma / Friday

19:00     Köpekli Kadın

The Lady with the Dog

30 Ocak / January

Cumartesi / Saturday

14:00     Vanya Dayı

Uncle Vanya

6 Şubat / February

Cumartesi / Saturday

14:00     Otomatik Piyano için Bitmemiş Parça

An Unfinished Piece for the Player Piano

16:00     Altıncı Koğuş

Ward #6

7 Şubat / February

Pazar / Sunday

14:00     Çehov’un Motifleri

Chekhov’s Motifs

10 Şubat / February

Çarşamba / Wednesday

19:00     A Hunting Accident

Av Kazası

12 Şubat / February

Cuma / Friday

20:00     42. Sokakta Vanya

Vanya on 42nd Street

13 Şubat / February

Cumartesi / Saturday

14:00     A Hunting Accident

Av Kazası

16:00     Köpekli Kadın

The Lady with the Dog

14 Şubat / February

Pazar / Sunday

15:00     Otomatik Piyano için Bitmemiş Parça

An Unfinished Piece for the Player Piano

19 Şubat / February

Cuma / Friday

20:00     Çehov’un Motifleri

Chekhov’s Motifs

20 Şubat / February

Cumartesi / Saturday

17:00     Vanya Dayı

Uncle Vanya

19:00     42. Sokakta Vanya

Vanya on 42nd Street

26 Şubat / February

Cuma / Friday

20:00     Altıncı Koğuş

Ward #6

27 Şubat / February

Cumartesi / Saturday

14:00     Kış Uykusu

Winter Sleep