HABER

HABER

Melih Cevdet Anday Ödülüne Başvurular Başladı

0

Bu yıl ilk kez verilecek olan Melih Cevdet Anday ödülüne başvurular başladı. “Deneme” türüne verilecek ödüle son katılım tarihi 1 Nisan.

Deneme, tiyatro, roman ve şiir dallarında özgün ürünlerin yaratıcısı Melih Cevdet Anday artık bu türlerde verilecek ödüllerle de anılacak. Her yıl ayrı dalda verilecek ödül, 2016 yılında “deneme” türüyle başlayacak.

Milas Belediyesi tarafından verilecek ödülün seçici kurulu İoanna Kuçuradi, Ahmet Say, Ali Sirmen, Orhan Alkaya, Eren Aysan, Cem Erciyes, Enver Aysever’den oluşacak.

Ödül şartnamesine göre katılmak isteyen yazarlar, yeni ve yayımlanmış kitaplarıyla 1 Nisan 2016 tarihine kadar başvurularını yapabilecekler.

2016 yılında “deneme” dalında verilecek ödül için son katılım tarihi 1 Nisan. Yarışmaya, kişiler kitap ile doğrudan katılabiliyor ya da yayımlanmış deneme kitaplarını sivil toplum örgütleri, yayınevleri ve üçüncü kişiler, sanatçının (yapıt sahibinin) onayı alınmak koşuluyla önerebiliyor.

Kazanan yapıt 1 Eylül’de açıklanacak ve birinciye 3 bin lira ödül verilecek.

Kaynak: Radikal Kitap

Köln’de Atatürk Kültür Evi Kuruldu

0

Hakan Aytaş / Köln, 18 Nisan (DHA)-Almanya‘nın Köln kentinde, Atatürk Kültür Evi yüzlerce davetlinin katılımıyla açıldı.

Geniş odaları ve toplantı salonu bulunan dernekte ilk aşamada Almanca, İngilizce ve gitar kurslarının yanı sıra ev ödevlerine yardım çalışmaları yapılacak. Ayrıca edebiyat köşesinde Türk dili ve edebiyatına yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek. Kitaplığı bulunan ve bir koronun kurulacağı, panel ve konferansların düzenleneceği Atatürk Kültür Evi’nde önümüzdeki süreçte daha çeşitli etkinlikler de planlanıyor.

‘Burası hepimizin evi’

Atatürk Kültür Evi Başkanı Alper İnci konuşmasında, ‘Atatürk, cumhuriyet ve vatan’ denildiğinde yüreği titreyen herkesi Atatürk Kültür Evi’ne destek olmaya ve birlikte çalışmaya davet etti. İnci, Atatürk Kültür Evi’nin kalabalık bir ekibin aylardır süren çalışması sonunda kurulduğunu söyledi. Başkan Alper İnci, ‘Atatürk, cumhuriyet ve vatan sevgisinde bütün yurttaşlarımızı nasıl bir araya getireceğimizi sabahlara kadar tartıştık, konuştuk. Bunun neticesinde de dilimizi, kültürümüzü unutmamak ve yeni nesillere aktarabilmek adına da böyle bir derneğe ihtiyaç olduğunu gördük. Derneği kurarken çok hızlı hareket ettik. Çünkü bizler koşmanın vaktinin geldiğinin bilincinde olan gençler, dinamik bir kadro olarak karşınızda duruyoruz. Buranın her köşesini büyük bir itina ve zevkle, ‘Acaba burası hepimizin evi nasıl olur” diyerek hazırladık’ dedi.

Gazeteci Metin Göktepe anısına…

0

Özlem Aytekin

Metin-GöktepeÖldüğünde 28 yaşındaydı. Aradan 20 yıl geçti. Yaşıyor olsaydı, bugün 48 yaşında olacaktı, ama o artık hep 28’inde bir delikanlı…

30 yaşını görmemiş, görememiş bir muhabir Metin Göktepe… Hep öyle kaldı. Çünkü dövüldü, çünkü katledildi. Çünkü sadece mesleğini yapmaya çalışıyordu.

Ümraniye cezaevinde iki tutuklu yaşamını yitirmişti. Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, “Mutlaka ben de izlemeliyim” deyip, Alibeyköy’deki cenaze törenine doğru yola çıktığında tarih, 8 Ocak 1996 idi. Metin, bir sonraki gün ölecekti.  Alibeyköy’e vardığında sarı basın kartı olmadığı için ilçeye sokulmadı, o yine de direndi. O gün gözaltına alınan yüzlerce insanın arasında o da vardı.

“Gözaltına alınmadı” dendi, “alınmış ama kayıtlarımızda görüntüsü yok” dendi, “sandalyeden düşüp öldü” dendi, sandalye hikâyesinin hafif kaçacağı düşünülmüş olmalı ki, “duvardan düşüp öldü” dendi.

Hangisi gerçekti? Ölümden başka…

Gözaltı sırasında dövülerek, işkence edilerek öldürülmüştü, Metin Göktepe…

Fadime-Göktepe

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe…

Sivas’dan İstanbul’a göç etmiş, geçimini topraktan kazanan, 8 çocuklu bir ailenin 7. çocuğuydu Metin… Hükmü ne kadardı; devletin, polisin, adaletin, işleyen o sistemin, dönen o çarkın önünde? Dayak da yerdi, itilip kakılırdı da, hatta ölürdü de…

Annesi Fadime Göktepe, şöyle diyordu bir konuşmasında: “Ben bir kere dövdüklerini anlamıştım. Hatta bir fotoğrafında simsiyahtı. ‘Ya Metinim ne oldu’ dedim. ‘Polisler çoluk çocuğu dövdüler. Biz de arada kaynadık. O kadar da olur, biz gazeteciyiz. Bizi döverler de kovarlar da…’ dedi. Yani o kadar çok bağlıydı mesleğine. Birkaç defa kızdım, yapma gazeteciliği diye. O da ‘Anne niye öyle diyorsun, herkes ana kuzusu, sen niye böyle söylüyorsun’ dedikten sonra, ben de bir şey demedim.”

Öldürdüler ana kuzusu Metin’i. Gözünün yaşına bakmadan…

7 Şubat 1996’da İçişleri Bakanlığı’nın soruşturması sonuçlandı ve polisler suçlarını itiraf etti. 48 polisin yargılanmasına karar verildi. 30 Mayıs 1996’da İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Güvenlik önlemleri nedeniyle dava İstanbul’dan Aydın’a nakledildi. İlk duruşma 18 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirildi. Bu kez mahkeme, Afyon’a taşındı. 27 Aralık 1996’da İçişleri Bakanı Meral Akşener, yargılanan ve daha önce açığa alınan 11 polise görevlerini iade etti. Yoğun tepki üzerine 14 Ocak 1997’de polisler bir kez daha açığa alındı. Aylar süren davaların ardından 12 Mart 1998’de son savunmalar yapıldı. 11 polis, 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak polisler daha sonra afla serbest kaldılar ve sadece 1 yıl 8 ay hapis yatmış oldular.

Bu davanın en önemli özelliği, ülkemizde işlenen faili meçhul kalmış cinayetler arasında, Metin Göktepe’nin katilleri yargılanmış ilk gazeteci olmasıdır.

Ve bugün… Bugün Fadime ana bir kez daha kapanacak oğlunun soğuk toprağına… Döktüğü gözyaşlarının sıcaklığı ısıtır mı Metin’inin cansız bedenini, bilinmez… Bugün bir kez daha ölecek Metin Göktepe, bir kez daha ölecek Fadime ana… Bugün bir kez daha nefes alacak Metin Göktepe, yüreklerde… Bir kez daha seslenecek. “Beni öldürdüler, ama ben ölmedim işte, buradayım hâlâ” diyecek. Bir kez daha bakacak gülen gözleriyle, elindeki fotoğraf makinesine… Gülümseyecek… Neden gülümsediğini merak edenlere inat…

Ve bugün analar nasihat ederken çocuklarına, bir kez daha “Metin ol” diyecekler… “Metin ol!”

Hiçbir ananın çocuğunun bir daha duvardan düşmemesi(!) dileğiyle…

Ahmet Ümitle Röportaj

0

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

  Röportaj Ahmet Ümit: “Bilgisayarımın Olduğu Her Yerde YAZARIM”
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

İmza gününüz sona erdi nasıl buldunuz Çanakkale’deki atmosferi Ahmet Bey?

Ben imza günlerini çok seviyorum. Okuyucularımızla buluşuyoruz, tanışıyoruz ve ortak bir paydamız oluyor birlikte. Bu buluşmalar yazarlar için motive edici oluyor, yazdıklarımıza karşılık veren kitleyle bir araya gelebildiğimiz tek zaman dilimi imza günleri.

Çanakkale’de hava çok soğuk olmasına rağmen çok büyük bir ilgiyle karşılaştık, inanılmaz bir yoğunluk yaşadık gün boyu. Bütün Çanakkale imzaya gelmiş gibiydi, okuyucularımla böyle bir ilişki kurabildiğim için mutluyum.

Eğitiminizi bambaşka bir alanda tamamlamışsınız, yazarlık süreciniz nasıl başladı?

Hayat boyu okul hiç umurumda olmadı ve okulla ilgili çok fazla çabada harcamadım. Ama okul elbette ki çok önemli değerler kattı özellikle de siyasi bilimler anlamında.  Beni mutlu eden edebiyattı, bir gün mutlaka edebiyata yönelmem gerekiyordu ve yöneldim. 1980’lerde bir öykü yazmıştım, o öykü 40 farklı dilde yayınlanan bir dergide basıldı. Beklediğim bir şey değildi bu ama yazar olma düşüncesi böyle oluştu diyebilirim. Öncesinde kitap yazıp yazmayacağımı bilmiyordum ama çok çok iyi bir okuyucuydum. Aslında çok iyi bir okuyucu olmak yazarlık sürecimin başlamasının sebeplerindendir.

“ YAZAR OLARAK ANILMAK İSTERİM ”

Şiir kitabı da yazdınız… Bir tarafta cinayetler diğer tarafta ise gayet duygusal bir tür olan “şiir” nasıl oldu bu?

Yüksek lisansımı Moskova’da yaptım orası soğuk bir yer ve genellikle gri bir hava var. Bu da beni ruhen etkiliyordu. Ayrıca orada sanatçıya, yazara, şaire çok değer verildiğini görüyordum ve duygularımı aktarmak için şiir yazarken buldum kendimi. Ama şair olarak değil, yazar olarak anılmak isterim.

Şiir kitaplarından, çocuk kitaplarına, romanlardan TV programlarına çok fazla başarı hikâyeniz var. Romanlarınız çok seviliyor ve özellikle polisiye ve cinayet türü denince akla ilk gelen isimsiniz? Türkiye’de cinayet romanı yazmak bir risk miydi, hiç endişeleriniz oldu mu?

Cinayet romanı yazıyor olmak, polisiye yazıyor olmak başkaları için risk olabilir ama açıkçası benim umurumda değil. Çünkü ben başarılı olmak için yazmıyorum, eğlenmek için yazıyorum. Yazdığım şey beni mutlu etmiyorsa, beni heyecanlandırmıyorsa, beni korkutmuyorsa özellikle bana mutluluk vermiyorsa hiçbir anlamı yok.

Lisans eğitimini aldığım alanda daha çok para kazanabilirdim ama ben kitaplarımı para kazanmak için de yazmıyorum. Dediğim gibi yazıyor oluşumun tek bir nedeni var; mutlu olmak. Ben en çok yazarken mutlu olabilen bir insanım. Dolayısıyla dediğiniz gibi tüm bunlar risk olabilir, riskli olduğunda değil mutsuz olduğumda yazmaktan vazgeçerim.

Bu kadar geniş bir yelpazede eserler bıraktınız yazdınız ama biz sizi yine de cinayet romanlarıyla tanıyoruz. Bu şekilde tanınmak sizi rahatsız ediyor mu yoksa hayır gayet mutluyum mu diyorsunuz?
 

Asla rahatsız etmiyor. Ben hikâyelerimi yazıyorum. Hikâyelerim, cinayet romanları, polisiye romanları ben böyle mutluyum yani hiç önemli değil. Yeter ki kitaplar okunsun ve okuyan da en az ben kadar mutlu olsun.

Ülkenin Agatha Christie’si diyorlar size, bundan rahatsız mısınız?

Hayır, rahatsız değilim, bu türün en iyi kitaplarını yazmıştır kendisi. Ancak ben bir fark ortaya koymak istedim. Sadece cinayetleri değil, cinayetlerin işlendiği coğrafyayı, o coğrafyanın tarihini, katillerin psikolojik yapısını ve bu cinayetleri neden işlediklerine dair yaklaşımları da yazdım kitaplarımda. İyi de oldu sanki? (Gülüyor)

Aynı zamanda sizin çok iyi bir okuyucu olduğunuzu da biliyoruz. Türkiye’de okumayı, takip etmeyi sevdiğiniz yazarları öğrenebilir miyiz?

Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, İhsan Oktay Anar, Buket Uzuner ve daha birçok isim. Türkiye’de çok başarılı yazarlar, şairler var.

 

“BİLGİSAYARIMIN OLDUĞU HER YERDE YAZARIM

Bazı yazarlar kitaplarını yazarken inzivaya çekilirler, kimileri yaşadıkları yerleri değiştirirler sizin yazma süreciniz nasıl gelişiyor?

Aslında yazma süreci değil de hazırlık süreci daha kapsamlı oluyor benim için. Konuyu belirledikten sonra bir yıl öncesinden olayın geçeceği bölgeye gidiyorum, orada araştırmalar yapıyorum, o konu üzerinde okumalar yapıyorum. Konunun uzmanlarıyla, akademisyenlerle görüşüp mekân seçimlerini yapıyorum. Aslına bakarsanız film çekecek gibi yerinde, yurdunda yapıyorum bütün ön çalışmayı. Kafamda bütün kurgu bitiyor sonra yazma süreci başlıyor. Yazmak için bir yerlere gitmiyorum bilgisayarımın olduğu her yerde yazarım ama genellikle evim ve ofisimde çalışmayı seviyorum.

Biz kitaplarınızı okurken dikkatlice okuyor, bölgede ya da kişilerde bir detay atlamamaya çalışıyoruz. Kurgularınız bazen kafamızı karıştırıyor, yazarken de oluyor mu bu?  Başladıktan sonra hikâye akıp gidiyor mu, yoksa işlerin karıştığı oluyor mu sizde de?

Bugüne kadar hiç karışıklık olmadı. Dediğim gibi hazırlık ve kurgu aşaması uzun süren bir aşama benim için. Orada her şeyi planlıyorum. Bir yazarın da bu tip bir karışıklık yapmaması gerekir zaten bizler de mimar gibi çalışıyoruz. Düşünsenize ev bitmiş, lavabo dışarıda kalmış, mutfak tezgâhını koymayı unutmuşuz. Bu da aynı hesap yani tuvalet dışarda kalmıyor… (Gülüyor)

Sizce iyi bir yazar nasıl olmalıdır?

İyi bir yazar öncelikle samimi olmalıdır.

“ YAZAR İNATÇIDIR! ”

Size sorulan sorulardan belki de en önemlisi yazma isteği olanlardan geliyor. Bir şeyler yazan, yazdıklarının iyi olduğunu düşünen kişiler cesaret almak için sizden bir şeyler duymak istiyor. Ne tavsiye edersiniz onlara?

Yazıyorum diyen herkesedir bu sözüm, inatçı olmalılar! Yazar inatçıdır. Başkalarının fikirlerini dinlemeliler ama kendi bildikleri yoldan ilerlemeliler. Başkalarının fikirlerini merkeze alanların kendi çizgilerinden çıkması kaçınılamaz. Eğer kendi çizgilerini değiştirirlerse başarılı bir yazar olmaz, sıradan bir yazar olurlar.

Çok teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Gökçe Güzel

62. Sait Faik Hikâye Armağanı Sahibini Arıyor

0

Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen ve Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen 62. Sait Faik Hikâye Armağanı’na başvurular başladı.

Yarışmaya katılacak yazarların, başvuru yapacakları hikâye kitabından on (10) nüshayı, 26 Şubat 2016 Cuma günü Saat 17:00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyeti İletişim Birimi, Darüşşafaka Caddesi No: 14 34457 Maslak, Sarıyer İstanbul adresine teslim etmesi gerekiyor.

Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yapılan açıklamada, yarışmaya katılacak hikâye kitaplarının 2015 yılında yayımlanmış olması, daha önce herhangi bir ödül almamış olması gerektiği ve daha önce aynı armağanı kazanmış yazarların yarışmaya katılamayacağı vurgulandı.

Seçiciler Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmenin ardından, sonuçların bu yıl Mayıs ayı içinde açıklanacağı ifade edildi.

Doğan Hızlan’ın başkanlığında toplanacak Seçiciler Kurulu, Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Jale Parla, Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen’den oluşuyor.

Bugüne kadar Haldun Taner, Orhan Kemal, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Selim İleri, Oya Baydar, Bilge Karasu, Yekta Kopan, Mehmet Zaman Saçlıoğlu gibi yazarların kazandığı Sait Faik Hikâye Armağanı geçen yıl Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü-Beni Unutma Dörtlemesi 1 adlı kitabıyla Bora Abdo’ya verilmişti.

“Attila İlhan Şiir Ödülü” Başvuruları Açıldı

0

Usta şair Attila İlhan’ın anısını yaşatmak ve edebiyat dünyasına yeni yetenekler kazandırmak isteyen Karşıyaka Belediyesi, şiir yarışması açtı.

Birinci seçilecek eserin sahibi, “Attila İlhan Şiir Ödülü”nün ve 6 bin TL’nin sahibi olacak. Ödül töreni, İlhan’ın doğum yıldönümü olan 15 Haziran 2016 tarihinde yapılacak.

Yarışmaya katılmak isteyenler; eserlerini elden, posta ya da kargoyla, 22 Nisan 2016 tarihine kadar Karşıyaka Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne ulaştırabilecek.

Yarışmanın jürisinde ise edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Ünal Ersözlü, Tuğrul Keskin ve Attila İlhan’ın ailesi adına Kerem Alışık yer alacak. Jürinin değerlendirmeleri sonucunda birinci seçilecek eser, Attila İlhan’ın doğum günü olan 15 Haziran’da, Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenecek törenle açıklanacak. “Attila İlhan Şiir Ödülü”ne layık görülen eserin sahibine, 6 bin TL para ödülü de verilecek. Yarışma ve katılım koşullarına ilişkin detaylı bilgi, Karşıyaka Belediyesi’nin resmi web sitesi www.karsiyaka.bel.tr adresinden alınabilecek.

 

Yılın Telif Kitabı Belli Oldu

0

Dünya Kitap dergisinin 23 yıldır verdiği “Yılın En İyileri” ödülleri bir kez daha sahiplerini buldu. Ahmet Büke’nin ON8 etiketiyle yayımlanan kitabı İnsan Kendine de İyi Gelir, “Yılın Telif Kitabı” ödülüne değer görüldü.

Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke’nin, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde yazdığı öykülerin bir araya geldiği İnsan Kendine de İyi Gelir adlı kitabı “Yılın Telif Kitabı” ödülünü aldı.

Doğan Hızlan, Selim İleri, Başar Başarır, Yekta Kopan, İlknur Özdemir, Dünya Kitap Yayın Yönetmeni Faruk Şüyün ve Dünya Gazetesi temsilcisinin yer aldığı seçici kurul, Ahmet Büke’ye bu ödülü “edebiyatçı için çok zor olan düzenli aralıklarla yazma disiplini ile internet ortamında vücuda gelmiş çalışmalarında nitelikli, güleryüzlü, bugünün dilinde konuşan, umut dolu bir dünyayı bize önerdiği; kitabında bir araya getirerek yaşam sevinci sunan öyküler bütününe dönüştürdüğü için” verdiğini açıkladı.

Kitapları, Oğuz Atay Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı ile Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) Yılın Gençlik Romanı Ödülü gibi saygın ödüllere değer görülen Ahmet Büke, bir yıl boyunca her hafta ON8 Blog’daki köşesi “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nde öyküler yazdı. Yazarın yeni öyküleriyle blog öykülerinin bir araya getirildiği ve karakterlerin öyküden öyküye atladığı seçki, İnsan Kendine De İyi Gelir adı altında yayımlandı. Ödüllü ilk gençlik romanı Mevzumuz Derin’in ardından, blogda bir yılı aşkın sürdürdüğü öykü deneyimini de kitapla bütünleştiren öykücü, ON8 Blog’da her pazartesi yeni yeni öyküler yazmaya devam ediyor.

“Hakikatin Z. Hali”ni anlatan öyküler:

Ana babasız, aile büyükleriyle kalmış bir çocuk… Mahallenin Arap Hatçam Teyze, Bakkal Nihat, Berber Kâzım gibi hayli garip, pek müstesna karakterleri… Toplumsal tarihimizin acı tatlı anılarına takılan bir kişisel tarihin izinde öykü öykü saat kaç!..

Kitaptaki “Bazen İyi Doyarız” adlı öyküden tadımlık:

Bir tencere kuru fasülye bir sarayın hazinesinden daha kıymetliydi o gece. Çünkü hava iyice serinlemişti ve işsizler eski kilisenin bahçesinde kediler, salyangozlar, kulaklı orman baykuşları ve kırmızı Kaliforniya solucanlarıyla birlikte toplanıyorlardı.

İyi yedik o gece.

Çok iyi yedik.

Epey doyduk yani.

“Queer Temaşa” Yayımlandı

0

Leman Sevda Darıcıoğlu‘nun derlediği, farklı yazarların makalelerinden oluşan “Queer TemaşaSel Yayıncılık etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Temaşa: Seyir. Gezinti. Hoşlanarak bakma. Seyretme. Seyredilecek görüntü. Görülmeye değer şey.

Bu derleme, bedeni ve cinselliği zapturapt altına alan hetero-normatif düzende ve ikili cinsiyet sisteminde bir delik açma, straightdüşüncenin ötesinde bir yaşayışa, bir tahayyül alanına kapı aralamak için beden ve cinsellik düzeninde bir temaşa davetidir.

Queer teori, LGBT olmanın kişiyi radikalize etmediğini ve na-trans bir heteroseksüel olmanın da onu straight yapmadığını savunur; cinselliğe ve bedene dair kurduğu normlar nedeniyle straight olabilir, LGBT olmanın kendisi ise heteroseksist, ikili cinsiyet düzenini ihlal yahut ilga etmez.

Dolayısıyla odağımız artık kimlikler, özler ya da doğa değil, beden ve cinsellik üzerine kurulan kod sisteminin, normalin, normun kendisidir. Queer bir tahayyülden bahsedebilmemiz için ise sadece heteroseksüel dünyanın değil, LGBT camiasının da cinselliğe ve bedene bakışını masaya yatırmamız gereklidir.

Queer Temaşa
yalnızca hetero-normativiteyle değil, homo/trans-normativiteyle de şekillenen bir yolculuk…

İçindekiler

Sahte Kız – Boysan Yakar

People With Aids Öz-Güçlendirme Hareketinin Tarihi – Michael Callan, Dan Turner

Rektum Bir Mezar mı? – Leo Bersani

Kadın Oluş – Felix Guattari

Başka Bir Felsefi Dil – Ali Akay

Dil ve Bıçak – Selen Anse

Beden Makamından – Ufuk Ahıska

Sevginin Ölüm Dünyası: Aile, Arkadaşlık ve Trans Kadın Cenazeleri – Aslı Zengin

Cinsiyetlendirilmiş Alanların Tahakkümü / İkili Cinsiyet Sisteminden Yansımalar – Petra L. Doan

Bir Dolap Vakası – Bruce La Bruce, Glenn Belverio / Glennda Orgasm

Trans Tarihi, Homonormativite ve Disiplinerlik – Susan Stryker

Nurtopu Saçan’la İstanbul’da Drag Queenlik Üzerine – Söyleşi: Leman S. Darıcıoğlu

Miss File ile Transfemme Kuramı – Dr. Doll&Miss File/Miss Wilson

Sade SM Değildi, Spannerlar ve Foucault Öyleydi – Marie Hélén Bourcier

İktidara Gelmek ve Zarları Bir Bir Yırtmak – Gülkan / Noir

Bir Dominantın Notları – Dom’ino Dom

Kontra-Seksüel Manifesto – Paul B. Preciado

Hareketleri Gezerken – Mary Zournazi, Brian Massumi

2016’da “Adalet” İçin Öykü Zamanı

0

Günışığı Kitaplığı, ilkgençliğe adım atan çocukları “adalet” öyküleri yazmaya davet ediyor. Edebiyatımıza yeni öykücüler kazandırmayı amaçlayan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da tüm yurtta duyurulan Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın son başvuru tarihi 18 Mayıs 2016.

Yarışmanın seçici kurulunda bu yıl, Nazlı Eray, Cemil Kavukçu, Karin Karakaşlı, Yusuf Çotuksöken ve Dr. Müren Beykan yer alıyor. Katılımın yıldan yıla arttığı yarışmanın 2016 öykülerine kılavuzluk edecek cümle, Zeynep Cemali’nin Ben, Çınar Ağacı ve Pufböreğiadlı öykü kitabından: “Kara gözlerinde şimşekler çakıyordu.

Yarınlarda ödünsüz barışı kuracak ve koruyacak olan gençlerin arasında bu yarışmaya katılanların da bulunduğunu düşünmenin umut verici olduğunu vurgulayan Proje Başkanı, Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Müren Beykan, “Yarışmak bahane diyoruz her yıl; evet, asıl amacımız, yarınlara ilişkin umudumuzu edebiyat bayrağıyla yükseltme cesaretini gençlere aşılamak ve geleceğin yazarlarına dokunmak,” diyor.

Her yıl Cemali’nin roman ve öykü kitaplarından seçilen bir cümlenin kılavuzluk ettiği farklı bir temayı işleyen yarışmaya katılan binlerce genç bugüne dek öykülerini, 2011’de “kardeşlik”, 2012’de “hoşgörü”, 2013’te “arkadaşlık”, 2014’te “umut” ve 2015’te “cesaret” üzerine yazdılar.

 

Jean Monet Avrupa Edebiyat Ödülü’ne Türkiye’den Bir Aday

0

Paris’te yaşayan yazar Nedim Gürsel‘in “Yüzbaşının Oğlu” adlı romanı Jean Monet Avrupa Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi.

Gürsel’in Fransa’da, Jean Descat’nın Fransızca çevirisiyle Seuil yayınevi tarafından yayımlanan kitabını, Fransız “Livre-Hebdo” dergisi “yeni yılın en iyi beş yabancı romanı” arasında gösterdi. Dergide yayınlanan yazıda Gürsel, “Otoritarizmi kıyasıya eleştiren cesur bir yazar” olarak tanımlandı.

“Yüzbaşının Oğlu”, Gürsel’in Fransa’da yayımlanan otuzuncu kitabı olarak raflarda yerini aldı. Kitap, bu yılki Jean Monet Avrupa Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterildi. Nedim Gürsel, 2013 yılında “Şeytan, Melek ve Komünist” romanıyla Fransız Akdeniz Roman Ödülü’ne layık görülmüştü. Yaşlı bir gazetecinin ordu, siyaset ve eğitim sistemiyle hesaplaşmasını anlatan “Yüzbaşının Oğlu” romanı Türkiye’de yayımlandığında yankı uyandırmıştı.

Nedim Gürsel

İlk yazısı 1966 yılında Yeni Ufuklar dergisinde yayınlanan Nedim Gürsel, çok sayıda edebiyat dergisinde, öykülerinin yanı sıra çağdaş düşün ve edebiyat akımları üzerine kaleme aldığı yazılarıyla tanınıyor.

Gürsel’in öykü, roman ve incelemeleri, başta Fransızca olmak üzere 12 dile çevrildi. Gürsel’in eserleri ayrıca Boğaziçi, Sorbonne ve Nanterre üniversitelerinde yapılmış çok sayıda doktora tezine konu oldu.