Blog

Gazeteci Metin Göktepe anısına…

0

Özlem Aytekin

Metin-GöktepeÖldüğünde 28 yaşındaydı. Aradan 20 yıl geçti. Yaşıyor olsaydı, bugün 48 yaşında olacaktı, ama o artık hep 28’inde bir delikanlı…

30 yaşını görmemiş, görememiş bir muhabir Metin Göktepe… Hep öyle kaldı. Çünkü dövüldü, çünkü katledildi. Çünkü sadece mesleğini yapmaya çalışıyordu.

Ümraniye cezaevinde iki tutuklu yaşamını yitirmişti. Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, “Mutlaka ben de izlemeliyim” deyip, Alibeyköy’deki cenaze törenine doğru yola çıktığında tarih, 8 Ocak 1996 idi. Metin, bir sonraki gün ölecekti.  Alibeyköy’e vardığında sarı basın kartı olmadığı için ilçeye sokulmadı, o yine de direndi. O gün gözaltına alınan yüzlerce insanın arasında o da vardı.

“Gözaltına alınmadı” dendi, “alınmış ama kayıtlarımızda görüntüsü yok” dendi, “sandalyeden düşüp öldü” dendi, sandalye hikâyesinin hafif kaçacağı düşünülmüş olmalı ki, “duvardan düşüp öldü” dendi.

Hangisi gerçekti? Ölümden başka…

Gözaltı sırasında dövülerek, işkence edilerek öldürülmüştü, Metin Göktepe…

Fadime-Göktepe

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe…

Sivas’dan İstanbul’a göç etmiş, geçimini topraktan kazanan, 8 çocuklu bir ailenin 7. çocuğuydu Metin… Hükmü ne kadardı; devletin, polisin, adaletin, işleyen o sistemin, dönen o çarkın önünde? Dayak da yerdi, itilip kakılırdı da, hatta ölürdü de…

Annesi Fadime Göktepe, şöyle diyordu bir konuşmasında: “Ben bir kere dövdüklerini anlamıştım. Hatta bir fotoğrafında simsiyahtı. ‘Ya Metinim ne oldu’ dedim. ‘Polisler çoluk çocuğu dövdüler. Biz de arada kaynadık. O kadar da olur, biz gazeteciyiz. Bizi döverler de kovarlar da…’ dedi. Yani o kadar çok bağlıydı mesleğine. Birkaç defa kızdım, yapma gazeteciliği diye. O da ‘Anne niye öyle diyorsun, herkes ana kuzusu, sen niye böyle söylüyorsun’ dedikten sonra, ben de bir şey demedim.”

Öldürdüler ana kuzusu Metin’i. Gözünün yaşına bakmadan…

7 Şubat 1996’da İçişleri Bakanlığı’nın soruşturması sonuçlandı ve polisler suçlarını itiraf etti. 48 polisin yargılanmasına karar verildi. 30 Mayıs 1996’da İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Güvenlik önlemleri nedeniyle dava İstanbul’dan Aydın’a nakledildi. İlk duruşma 18 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirildi. Bu kez mahkeme, Afyon’a taşındı. 27 Aralık 1996’da İçişleri Bakanı Meral Akşener, yargılanan ve daha önce açığa alınan 11 polise görevlerini iade etti. Yoğun tepki üzerine 14 Ocak 1997’de polisler bir kez daha açığa alındı. Aylar süren davaların ardından 12 Mart 1998’de son savunmalar yapıldı. 11 polis, 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak polisler daha sonra afla serbest kaldılar ve sadece 1 yıl 8 ay hapis yatmış oldular.

Bu davanın en önemli özelliği, ülkemizde işlenen faili meçhul kalmış cinayetler arasında, Metin Göktepe’nin katilleri yargılanmış ilk gazeteci olmasıdır.

Ve bugün… Bugün Fadime ana bir kez daha kapanacak oğlunun soğuk toprağına… Döktüğü gözyaşlarının sıcaklığı ısıtır mı Metin’inin cansız bedenini, bilinmez… Bugün bir kez daha ölecek Metin Göktepe, bir kez daha ölecek Fadime ana… Bugün bir kez daha nefes alacak Metin Göktepe, yüreklerde… Bir kez daha seslenecek. “Beni öldürdüler, ama ben ölmedim işte, buradayım hâlâ” diyecek. Bir kez daha bakacak gülen gözleriyle, elindeki fotoğraf makinesine… Gülümseyecek… Neden gülümsediğini merak edenlere inat…

Ve bugün analar nasihat ederken çocuklarına, bir kez daha “Metin ol” diyecekler… “Metin ol!”

Hiçbir ananın çocuğunun bir daha duvardan düşmemesi(!) dileğiyle…

Köln’de Atatürk Kültür Evi Kuruldu

0

Hakan Aytaş / Köln, 18 Nisan (DHA)-Almanya‘nın Köln kentinde, Atatürk Kültür Evi yüzlerce davetlinin katılımıyla açıldı.

Geniş odaları ve toplantı salonu bulunan dernekte ilk aşamada Almanca, İngilizce ve gitar kurslarının yanı sıra ev ödevlerine yardım çalışmaları yapılacak. Ayrıca edebiyat köşesinde Türk dili ve edebiyatına yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek. Kitaplığı bulunan ve bir koronun kurulacağı, panel ve konferansların düzenleneceği Atatürk Kültür Evi’nde önümüzdeki süreçte daha çeşitli etkinlikler de planlanıyor.

‘Burası hepimizin evi’

Atatürk Kültür Evi Başkanı Alper İnci konuşmasında, ‘Atatürk, cumhuriyet ve vatan’ denildiğinde yüreği titreyen herkesi Atatürk Kültür Evi’ne destek olmaya ve birlikte çalışmaya davet etti. İnci, Atatürk Kültür Evi’nin kalabalık bir ekibin aylardır süren çalışması sonunda kurulduğunu söyledi. Başkan Alper İnci, ‘Atatürk, cumhuriyet ve vatan sevgisinde bütün yurttaşlarımızı nasıl bir araya getireceğimizi sabahlara kadar tartıştık, konuştuk. Bunun neticesinde de dilimizi, kültürümüzü unutmamak ve yeni nesillere aktarabilmek adına da böyle bir derneğe ihtiyaç olduğunu gördük. Derneği kurarken çok hızlı hareket ettik. Çünkü bizler koşmanın vaktinin geldiğinin bilincinde olan gençler, dinamik bir kadro olarak karşınızda duruyoruz. Buranın her köşesini büyük bir itina ve zevkle, ‘Acaba burası hepimizin evi nasıl olur” diyerek hazırladık’ dedi.

Yazar Ece Temelkuran ile Röportaj

0

“Kurban olmak, belki de kalpsiz olmaya giden en kestirme yol”

Her hikayeyi masallarla ilişkilendiren bir ruhum olduğundan mıdır nedir, Ece Temelkuran’ın yeni kitabı Düğümlere Üfleyen Kadınlar, bir anti-cinderella romanı gibi geldi bana. Ece’nin romanında biri orta yaşı çoktan geçmiş dört kadın var. Tek fark şu, Cinderella prensine kavuşmak için üvey annesiyle kızkardeşlerini alt etmek zorundaydı. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da ise anlatıcının, yani esas kadınımızın, anti-cinderella’mızın “kendine” kavuşmak için bir anne ve iki kızkardeş edinmesi, daha doğrusu hasbelkader hayatına girmiş üç kadınla tüm kadınlar adına sulh imzalaması, onları sevmesi ve onlar tarafından sevilmesi gerekiyor.

Bunu Ece’ye anlatıyorum. O öyle düşünmemiş yazarken. “Hay Allah!” diyor, sonra ekliyor: “İnsanın yazdığı şeye dışarıdan bakması için sandığımdan uzun zaman geçmesi gerekiyor demek ki. Yani hayır, böyle düşünmemiştim. Ama sanırım metnin büyüsü burada. Yazarını bile beklemediği yerlere götürebiliyor. Kitapta dediğim gibi, insan yola çıkmaya karar verir, nereye varacağına değil. Demek ki, ‘Hayat hiç de peri masallarına benzemiyor ve burada genellikle prensesler prensleri kurtarıyor’ diye düşünüyor olmam ben fark etmesem de bir biçimde kitaba yansımış.”

Eh, anlaşıldı, demek ki biz Ece Temelkuran’la bu röportajda peri masallarını değil, hayatı konuşacağız. Biraz da başka şeyleri tabii; mesela kadınlık ve erkeklik hallerini, iyiliği, kötülüğü, büyüyü, mucizeleri, Madam Lilla’yı… Bir de bahtsız Dido’yu.

“Düştükten sonra kendini köpeklere yem eden” Dido’nun Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da ayrı ve özel bir yeri var. Ben onun hikayesini çok küçükken okumuştum; aradan yıllar geçti. Onun hikayesiyle kendi hikayem arasında bir bağ kurmak Ece’yi okuyana kadar aklıma gelmemişti doğrusu. İnsafsızca unutmuştum Dido’yu ve başına gelenleri; yaşadıklarının hâlâ ve sürekli hepimize, bütün kadınlara olduğunu düşünmeden…

“Tunus’tayken Kartaca’ya gittim ve bir süre orada yaşadım” dedi Ece. “Kartaca, Dido’nun uygarlığını kurduğu kıyı, gözden düşmüş nice insanın yolunun düştüğü yerdi. Ben de malum, gözden düşmüştüm. Sanırım bu yüzden benim için en kolayı Dido’nun yazıtlarını yazmaktı. Akıl almaz bir biçimde hızlı yazdım. Ancak Dido olsam bu kadar hızlı ve içimden yazardım, diyeyim. Gerisini anlayan anlasın.”

Düğümlere Üfleyen Kadınlar harika bir roman, enfes bir yol hikayesi, acı bir masal, uyandıran bir rüya…

“Biz büyüyüz zaten ve büyü her şeye kadirdir…”

Felak Suresi’nde düğümlere üfleyen, yani büyücü kadınlardan uzak durmayı emrediyor Kuran. Neden, neyi kaybetme korkusuyla korkuyorlar o kadınlardan? Ve sizce neden “düğümlere üfleyen erkekler”den söz edilmemiş?

Demek ki erkeklerin nefesleri kadınlarınki kadar kudretli değil! Şaka bir yana, tek tanrılı dinlerin dogmatik yorumlarının kadınlarla böyle bir itiş kakışı hep var. Çünkü kadın, büyünün yeryüzüne inmesini sağlayan bir canlı türü. Bu da “En el-Hak”tan uzak durmak isteyen bir din anlayışı için gayet tehlikeli bir durum. Diğer yandan, çok haddim değil ama benim anladığım şekilde Kuran’da geçen uyarı, kötücüllükle ilgili. Kötüden ve korkudan korunmakla ilgili. Erkek egemen toplumlarda bozulmuş erkek işbirliğini tamir etmek için de kadınlar kurban edilir bilirsiniz. Bu İslamiyet öncesinde ve sonrasında böyledir. Dolayısıyla kötücüllük bahsinde kadınların isminin zikredilmesi bu sebeple olabilir.

Halihazırda yürüyen bir düzeni değiştirme denemesi gözüyle de bakılabilir mi yapılan her büyüye? Büyü nelere muktedirdir?

Kitapta Madam Lilla diyor ki “İnanmak istemek, inanmaktan daha kudretlidir”. Bana sorarsan büyü, inanma isteğinin bir tezahürü. Öte yandan kitabın felsefi arkaplanına en çok işlediğim motiflerden biri hayatın kendi başına bir büyüsü, mucizesi var mıdır, sorusuydu. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ın söylediği şey şu: Hayır, hayatın kendi başına bir mucizesi yok, hayat bizim nefesimizden ibaret ama bu sandığından daha mucizevi bir şey. Buradan devam ederek büyü meselesiyle ilgili konuşacak olursam, biz büyüyüz zaten ve büyü her şeye kadirdir.

Romanın hayranlıkla okuduğum kahramanlarından Madam Lilla, “Yüzlerce yıl önce bu topraklarda ana tanrıçalar, kadın hükümdarlar yeraltına indiler. Dido, El Kahina, Tanit, Tin Hinan ve daha nice kudretli kadın. İsim değiştirdiler, örtündüler” diyor ve Amazir kadınlarının o eski anneleri ve onların sözcüklerini koyunlarında sakladıklarını anlatıyor. Hayatımızda neler ayakta kaldı o eski annelere ve sözcüklerine dair?

Çok tarif etmediğimiz ve genellikle erkeklerle hiç paylaşmadığımız bir bilgi sanırım. Kadınların acı ve sevinç anlarında bir araya gelişine bakın. Birbirlerine nasıl davrandıklarına, nasıl bir çember haline geldiklerine… Din veya inanmakla hiç ilgisi olmayan kadınlar hiç de mistik olmayan bir durumda bile bir sağaltım mekanizması kurarlar hep birlikte. Bir şifa kovanı oluştururlar. Kurşun dökmekten, ağlayan bir arkadaşı teselliye etmeye kadar birçok kadın an’ından söz ediyorum. Doğum ve ölüm anlarını dikkatle izlemek de çok şey fark ettirir insana. Erkekleri bir biçimde dışarıda bıraktığımız o anlar, bence hiç tarif edilmese, hiç söze dökülmese bile bize eskilerden, büyükannelerden kalan birer bilgi.

Kalpsiz olmakla kurban olmak arasında bir orta yol nasıl bulunur ve o yol bizi nereye götürür?

Tam bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: Kurban olmak, kalpsiz olmaya giden en kestirme yoldur. Kurban olduğunuzda iki seçeneğiniz kalır çünkü. Ya insan posası olursunuz ya da biriken öfkenizle bir kalpsize dönüşürsünüz. Benim hem insan ilişkilerinde hem de yazarken en çok merak ettiğim şey hep şu oldu: Mutlak bir eşitlik, mutlak bir adalet var olabilir mi? Felsefenin ve insanlık tarihinin de temel sorularındandır bu. Bunu denemeye inanıyorum hiç değilse. Ama şu da var: Madam Lilla’yı sevdiyseniz görmüşsünüzdür, demek ki insan kurban olmakla kalpsiz olmak arasında bir noktada var olduğunda sevilesi biri oluyor!

Erkekler kadınların dünyasına yeterince hürmet ve hayret edebiliyorlar mı? Aşağılama, küçük görme, baskı uygulama gibi zorbalık yöntemleri hayretlerini gizlemenin, yok saymanın bir yolu mu?

Kadınlar çok korkunçlar Allahım! Ben bile korkuyorum bazen. Çok hareket ediyorlar bir kere. Kafalarının içi de çok hareket ediyor. Bu ürkütücü. Çünkü çok enerji sarfiyatı gerekiyor bir erkek açısından, yorucu. Dolayısıyla evet, bir erkeğin şiddeti kadına duyduğu hayretini ve hayranlığını gizleme yolu olabilir. Bu yüzden sanırım, erkeklerin yarattığı birçok kadın karakteri durağandır. Dururlar öyle. Hülyalı hülyalı. Ben nice kitap okudum, kadınlar şuradan şuraya gitmiyordu. Yok böyle bir kadın! Varsa da ultra sıkıcı olmalı. Ben öyle kadınla arkadaş olmam misal. Beğenen alsın. Her ne ise… Şunu söyleyecektim. Düğümlere Üfleyen Kadınlar’daki kadınlar sürekli hareket ediyor. Çünkü gerçek kadınlar böyle. Erkekleri korkutur mu bilmem ama şimdiye kadar aldığım okur tepkilerinden bütün kadın okurların en az biriyle arkadaş olmak isteyeceği kadınlar bunlar.

Sınırı geçtiğinden beri artık gazeteci değil yaşayan biri olduğunu fark ediyor kahramanınız. Siz bunu tam olarak ne zaman hissettiniz, yaşayan biri olduğunuzu?

Bir otel odasında, sabahın üçünde 27 sivrisinek öldürdükten, 28’incinin peşinden elimde havluyla koşarken. O gece Amira’yla tanışmıştım. Kulağımda iPod, hem müzik dinliyor hem de sivrisinek gerçeğine teslim oluyordum. O gece sanırım, tam da Tunus’ta seçimler olurken, Amira’yı Tunus seçimlerinden daha çok merak ettiğimi kabul ettim ve yaşamaya başladım.

Dünyalarından atılmış dört kadını anlatıyorsunuz romanda. Bu duyguyu siz de yaşadınız mı? Sanırım kendinize içinde edebiyat ve orta doğu olan yeni bir dünya yaratmayı denediniz. Bu nasıl bir süreçti?

Meşakkatli. Ama hiç depresif değil. Bir kayaya tırmanmak gibiydi. En zoru kayaya tırmanmak sanılır. Oysa geri inmek daha zordur. Benim için, evet, kayaya tırmanmak gibiydi. Durursam düşeceğimi bildiğim için yukarı doğru çıktım ve şimdi buradayım. Tepede değil ama tepeyi görebildiğim bir yaylada…

“Biz ancak hikayelerimizi yazarak söz sahibi olabiliriz” diyor Madam Lilla. Zaten kitaptaki en şahane cümleleri hep o söylüyor. Kim o aslında, siz tanıyor musunuz? Bir de kadınlar hikayelerini yazmayı neden hep erteliyor?

Tanıyorum diyeyim gülümseyeyim. Bu kadar olsun bu cevap. Kadınlar hikayelerini yazmayı bence kendi güçlerini görmemek için erteliyor. Çünkü bu, yalnızlık demek. Bunu içgüdüsel bir biçimde biliyor ve güçsüzlüğü yalnızlığa tercih ediyorlar. Belki böyle bir seçimi yapabilenler, o seçimle yaşayabilenler için makuldür, bilemiyorum. Ama benim için değil. Denedim ve gördüm. Olmuyor.

Her kadının bir iç bahçesi var mıdır, olmalı mıdır? O iç bahçeye iyi bakmanın yolları nelerdir? Nasıl olur da orada çiçekler yeniden açar, otlar serpilir, büyür?

Her bahçenin kendi kuralları var. Ben giderek daha iyi bakabiliyorum mesela kendi bahçeme. Yalnız kalarak… Kimisi kendine bir ev kurarak bakabiliyordur. Ama sanırım ortak olan tek kural şu: Kararları korkularla almamak gerekiyor. Korkuyorsanız, bahçeniz don tutabilir çünkü. Emily Dickinson öldükten sonra ardından yazılan gazete yazısının bahçıvanlığıyla ilgili olduğunu biliyor muydun? İşte bu büyük bir seçimdir. Gelmiş geçmiş en iyi şairlerden birisin ama bahçeni korumak adına kendini “sadece bir bahçıvan” olarak tanıtıyorsun. O da kendi iç bahçesini korumak için saklanması, gizlenmesi gerektiğini düşünmüş demek ki. Böyle yani, herkesin kendi bahçesi ve kendi kuralları var. Mühim olan kuralları bilmek ve bildiğini inkar etmemek.

Gülenay Börekçi

Ahmet Ümitle Röportaj

0

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

  Röportaj Ahmet Ümit: “Bilgisayarımın Olduğu Her Yerde YAZARIM”
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi eğitimi aldıktan sonra edebiyatla buluşan ve çok sayıda kitap yazan Yazar Ahmet Ümit Çanakkale’deydi. Şiir kitabından, romana, denemelerden çocuk kitaplarına uzanan ve en çokta cinayet – polisiye romanlarıyla tanıdığımız Beyoğlu’nun En Güzel Abisi Ahmet Ümit’in yazarlık yolculuğuna çıktık beraber…

İmza gününüz sona erdi nasıl buldunuz Çanakkale’deki atmosferi Ahmet Bey?

Ben imza günlerini çok seviyorum. Okuyucularımızla buluşuyoruz, tanışıyoruz ve ortak bir paydamız oluyor birlikte. Bu buluşmalar yazarlar için motive edici oluyor, yazdıklarımıza karşılık veren kitleyle bir araya gelebildiğimiz tek zaman dilimi imza günleri.

Çanakkale’de hava çok soğuk olmasına rağmen çok büyük bir ilgiyle karşılaştık, inanılmaz bir yoğunluk yaşadık gün boyu. Bütün Çanakkale imzaya gelmiş gibiydi, okuyucularımla böyle bir ilişki kurabildiğim için mutluyum.

Eğitiminizi bambaşka bir alanda tamamlamışsınız, yazarlık süreciniz nasıl başladı?

Hayat boyu okul hiç umurumda olmadı ve okulla ilgili çok fazla çabada harcamadım. Ama okul elbette ki çok önemli değerler kattı özellikle de siyasi bilimler anlamında.  Beni mutlu eden edebiyattı, bir gün mutlaka edebiyata yönelmem gerekiyordu ve yöneldim. 1980’lerde bir öykü yazmıştım, o öykü 40 farklı dilde yayınlanan bir dergide basıldı. Beklediğim bir şey değildi bu ama yazar olma düşüncesi böyle oluştu diyebilirim. Öncesinde kitap yazıp yazmayacağımı bilmiyordum ama çok çok iyi bir okuyucuydum. Aslında çok iyi bir okuyucu olmak yazarlık sürecimin başlamasının sebeplerindendir.

“ YAZAR OLARAK ANILMAK İSTERİM ”

Şiir kitabı da yazdınız… Bir tarafta cinayetler diğer tarafta ise gayet duygusal bir tür olan “şiir” nasıl oldu bu?

Yüksek lisansımı Moskova’da yaptım orası soğuk bir yer ve genellikle gri bir hava var. Bu da beni ruhen etkiliyordu. Ayrıca orada sanatçıya, yazara, şaire çok değer verildiğini görüyordum ve duygularımı aktarmak için şiir yazarken buldum kendimi. Ama şair olarak değil, yazar olarak anılmak isterim.

Şiir kitaplarından, çocuk kitaplarına, romanlardan TV programlarına çok fazla başarı hikâyeniz var. Romanlarınız çok seviliyor ve özellikle polisiye ve cinayet türü denince akla ilk gelen isimsiniz? Türkiye’de cinayet romanı yazmak bir risk miydi, hiç endişeleriniz oldu mu?

Cinayet romanı yazıyor olmak, polisiye yazıyor olmak başkaları için risk olabilir ama açıkçası benim umurumda değil. Çünkü ben başarılı olmak için yazmıyorum, eğlenmek için yazıyorum. Yazdığım şey beni mutlu etmiyorsa, beni heyecanlandırmıyorsa, beni korkutmuyorsa özellikle bana mutluluk vermiyorsa hiçbir anlamı yok.

Lisans eğitimini aldığım alanda daha çok para kazanabilirdim ama ben kitaplarımı para kazanmak için de yazmıyorum. Dediğim gibi yazıyor oluşumun tek bir nedeni var; mutlu olmak. Ben en çok yazarken mutlu olabilen bir insanım. Dolayısıyla dediğiniz gibi tüm bunlar risk olabilir, riskli olduğunda değil mutsuz olduğumda yazmaktan vazgeçerim.

Bu kadar geniş bir yelpazede eserler bıraktınız yazdınız ama biz sizi yine de cinayet romanlarıyla tanıyoruz. Bu şekilde tanınmak sizi rahatsız ediyor mu yoksa hayır gayet mutluyum mu diyorsunuz?
 

Asla rahatsız etmiyor. Ben hikâyelerimi yazıyorum. Hikâyelerim, cinayet romanları, polisiye romanları ben böyle mutluyum yani hiç önemli değil. Yeter ki kitaplar okunsun ve okuyan da en az ben kadar mutlu olsun.

Ülkenin Agatha Christie’si diyorlar size, bundan rahatsız mısınız?

Hayır, rahatsız değilim, bu türün en iyi kitaplarını yazmıştır kendisi. Ancak ben bir fark ortaya koymak istedim. Sadece cinayetleri değil, cinayetlerin işlendiği coğrafyayı, o coğrafyanın tarihini, katillerin psikolojik yapısını ve bu cinayetleri neden işlediklerine dair yaklaşımları da yazdım kitaplarımda. İyi de oldu sanki? (Gülüyor)

Aynı zamanda sizin çok iyi bir okuyucu olduğunuzu da biliyoruz. Türkiye’de okumayı, takip etmeyi sevdiğiniz yazarları öğrenebilir miyiz?

Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, İhsan Oktay Anar, Buket Uzuner ve daha birçok isim. Türkiye’de çok başarılı yazarlar, şairler var.

 

“BİLGİSAYARIMIN OLDUĞU HER YERDE YAZARIM

Bazı yazarlar kitaplarını yazarken inzivaya çekilirler, kimileri yaşadıkları yerleri değiştirirler sizin yazma süreciniz nasıl gelişiyor?

Aslında yazma süreci değil de hazırlık süreci daha kapsamlı oluyor benim için. Konuyu belirledikten sonra bir yıl öncesinden olayın geçeceği bölgeye gidiyorum, orada araştırmalar yapıyorum, o konu üzerinde okumalar yapıyorum. Konunun uzmanlarıyla, akademisyenlerle görüşüp mekân seçimlerini yapıyorum. Aslına bakarsanız film çekecek gibi yerinde, yurdunda yapıyorum bütün ön çalışmayı. Kafamda bütün kurgu bitiyor sonra yazma süreci başlıyor. Yazmak için bir yerlere gitmiyorum bilgisayarımın olduğu her yerde yazarım ama genellikle evim ve ofisimde çalışmayı seviyorum.

Biz kitaplarınızı okurken dikkatlice okuyor, bölgede ya da kişilerde bir detay atlamamaya çalışıyoruz. Kurgularınız bazen kafamızı karıştırıyor, yazarken de oluyor mu bu?  Başladıktan sonra hikâye akıp gidiyor mu, yoksa işlerin karıştığı oluyor mu sizde de?

Bugüne kadar hiç karışıklık olmadı. Dediğim gibi hazırlık ve kurgu aşaması uzun süren bir aşama benim için. Orada her şeyi planlıyorum. Bir yazarın da bu tip bir karışıklık yapmaması gerekir zaten bizler de mimar gibi çalışıyoruz. Düşünsenize ev bitmiş, lavabo dışarıda kalmış, mutfak tezgâhını koymayı unutmuşuz. Bu da aynı hesap yani tuvalet dışarda kalmıyor… (Gülüyor)

Sizce iyi bir yazar nasıl olmalıdır?

İyi bir yazar öncelikle samimi olmalıdır.

“ YAZAR İNATÇIDIR! ”

Size sorulan sorulardan belki de en önemlisi yazma isteği olanlardan geliyor. Bir şeyler yazan, yazdıklarının iyi olduğunu düşünen kişiler cesaret almak için sizden bir şeyler duymak istiyor. Ne tavsiye edersiniz onlara?

Yazıyorum diyen herkesedir bu sözüm, inatçı olmalılar! Yazar inatçıdır. Başkalarının fikirlerini dinlemeliler ama kendi bildikleri yoldan ilerlemeliler. Başkalarının fikirlerini merkeze alanların kendi çizgilerinden çıkması kaçınılamaz. Eğer kendi çizgilerini değiştirirlerse başarılı bir yazar olmaz, sıradan bir yazar olurlar.

Çok teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Gökçe Güzel

Konusu Yazar ve Yazılar Olan Fimler

0

Sıkı kitap okurlarının başı, sinemaya uyarlanan kitaplar ile çoğu kez iyi olmamışsa da yeni uyarlama fikirlerine heyecanlanmamak ve ortaya neler çıkacağını merak etmemek de elde değil elbet.

Avrupa ve Amerika’da popüler kitaplarda artışa geçen “genç yetişkin kuşağı” kitapları, özellikle de vampirli-zombili aşk romanlarının kazandığı popülarite, belli ki önümüzdeki yıl da devam edecek. Beyazperdedeki kitap uyarlamalarında  bu türdeki kitapların çokluğunu görmek, bu öngörünün dayanaklarından biri…

Aşağıdaki seçkide bu türün roman uyarlamaları ile haricindekileri dengelemeye çalışmakla birlikte kesinleşen, hatta fragmanları yayınlanıp, gösterim tarihleri açıklanan yapımlara öncelik vermeye çalıştık. Bununla birlikte, Türkçede yayınlanan ya da başka eserleriyle Türkçede yer alan yazarlara da öncelik verdik. Bu kısa derlemenin haricinde 2016’da çekilmesi beklenen, hak satışlarının tamamlandığı çok uzun bir liste de muhtelif ortamlarda mevcut. Ayrıca, çizgi roman uyarlamalarını da bu başlığa dahil edebilme şansımız olmasına rağmen, Marvel ve DC Comics sinema evrenleri kendi kategorilerini oluşturabilecek kapsamda oldukları için bu yazıya almadık.

2016’da sinemaya uyarlanacak kitaplar haricinde dizilere rağbetin artmasına bağlı olarak çok sayıda dizi uyarlamasının da bu yıl karşımıza çıkacağını söyleyerek ve her derlemede olduğu gibi bu listede olmayıp da olması gerektiğine inandığınız filmleri yorum olarak ekleyebileceğinizi belirterek listeye geçelim.

Charles Dickens’ın Karakterleri Tek Bir Dizide

Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” Romanı Mini Dizi Oluyor

Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children – Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları

Ransom Riggs’in uzun haftalar boyunca New York Times bestseller listesinden inmeyen romanı, ağırlıkla gerilim-korku türünde sayılsa da romanın dram ve fantastik özelliklerini göz ardı etmek de imkansız. Bir adada, terk edilmiş bir yetimhanede geçen roman, bizde İthaki Yayınları tarafından basıldı. Konuyla ilgili olarak arka kapak yazısından şu alıntıyı yapabiliriz:

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi’nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine’in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

Kitabın devam bölümü olan “Hollow City” henüz Türkçeye kazandırılmasa da onu beklerken filmin ilaç gibi geleceğini düşünebiliriz. Bunun en büyük güvencesi de yönetmen koltuğunda Tim Burton’ın oturması.

Senaryosunu Jane Goldman’ın yazdığı ve Eva Green, Samuel L.Jackson, Ella Purnell gibi, kitabın atmosferini layığıyla taşıyacak oyuncuların yer aldığı filmin gösterim tarihi olarak 26 Aralık 2016 veriliyor.

Filmden henüz resmi görüntüler verilmese de Quirk Books’tan çıkan kitabın orijinal fragmanını idareten izleyebiliriz:

Pride and Prejudice and Zombies – Aşk ve Gurur ve Zombiler

“Aşk ve Gurur” kısmının Jane Austen’a ait olduğunu bildiğimiz, fakat 2009’da bir tür “nazire” tadında Seth Grahame-Smith tarafından sonuna “Zombiler” eklenerek uyarlama haline getirilen kitap, “genç-yetişkin” kuşağı kitapların en popülerlerinden birisi haline gelmekle birlikte geniş bir okur kitlesine de ulaştı. Bir o kadar da topta tutan okur olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Bizde Domingo Yayınları tarafından basılan roman için Grahame-Smith’in “Metnin yüzde 85’i Jane Austen’a ait. Bence o bunu okusa gülümserdi ama muhtemelen tazminat davası da açardı” gibi ilginç cümleler kurmuşluğu var.

Gösterim tarihi olarak 5 Şubat 2016’nın verildiği uyarlamayı Burr Steers yönetiyor ve yazıyor. Oyuncular arasında Lily James Lena Headey ve son dönemde her köşe başında görmeye başladığımız Charles Dance gibi isimler yer alıyor.

Fragmana gelince:

The Girl on the Train – Trendeki Kız

Bizde özellikle “instaokur” tayfasının kalbini pır pır çarptıracak olan “Trendeki Kız” da 2016’da izleyeceğimiz filmler arasında yerini aldı.

İthaki Yayınları’nın Polisiye Dizisi kapsamında yayınladığı Paula Hawkins imzalı roman, hem Türkiye’de hem de yabancı yayın dünyasında son yılların en çok okunan kitaplarından.

Uyarlamanın yönetmen koltuğunda Tate Taylor otururken senaryosunda romana sadık kalarak çalışan Erin Cressida Wilson var. Oyuncular kadrosunda ise Rebecca Ferguson, Emily Blunt ve Justin Teheroux’nun karşımıza çıktığı filmin gösterim tarihi 7 Ekim 2016 olarak verildi.

Fantastic Beasts and Where To Find Them – Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?

Evet, bir kitap üstündeyken çok da göze batmayacak olan bu uzun isim olduğu gibi filmin de adı oluyor ve bu yılın en heyecan verici, daha şimdiden üzerinde en çok konuşulan yapımlarından birisi oluyor.

Harry Potter serisinin yazarı J.K.Rowling’in 2001 yılında Newt Scamanderisimli hayali bir yazar olarak yazdığı küçücük bir kitap olan eserin sinemaya uyarlanırken ne gibi değişimlere uğrayacağı merak ediliyor. Vaktiyle bir “yan kitap projesi” olarak düşünülen kitabın geliri dünyanın farklı noktalarındaki yardıma muhtaç çocuklara bağışlanmıştı.Kitap Türkçeye YKY tarafından kazandırıldı.

David Yates yönetmenliğindeki filmin yazarı da Rowling olmuş. Oyuncular arasındaEddie Redmayne, Ezra Miller, Katherine Waterson karşımıza çıkıyor. 18 Kasım olarak gösterim tarihi verilen filmin ilk fragmanı da geçen hafta görücüye çıktı:

5th Wave – 5. Dalga


Pegasus Yayınları’ndan
çıkan romanın uyarlaması, bu listenin en yakın tarihlilerinden biri olarak 22 Ocak’ta ilk kez ABD’de gösterilecek. J Blakeson’un yönetmeni olduğu filmde Chloe Grace Moretz, Maika Monroe ve Liev Schreiber gibi oyuncular rol alıyor.Bir distopya olarak karşımıza çıkan Rick Yancey imzalı roman, 2014 gibi yakın bir tarihte yazılsa da hem Türkçede basılması, hem de sinemaya uyarlanması oldukça hızlı oldu.

The BFG – Koca Sevimli Dev

Can Yayınları’nın çocuk kitapları kapsamında Türkçeye çevrilen Roald Dahl imzalı romanın uyarlaması, hem “Büyülü Parmak, Küçük Adam Büyürken, Charlie’nin Çikolata Fabrikası” gibi kitapların yazarından çıkması hem de yönetmen koltuğundaSteven Spielberg’ün olması gibi sebeplerden ötürü beklentiyi yukarı taşıyor.

Bir çocuk ile arkadaşı devin hikayesini anlatan ve Quentin Blake çizimleriyle donatılan kitap ilk kez 1982’de basılmış, 1989’da da bir de animasyon filmi çekilmiş.

1 Temmuz’da gösterime girmesi beklenen filmin başrollerinde Mark Rylance, Bill Hader, Rebecca Hall ve Penelope Wilton gibi isimler var.

A Monster Calls – Canavarın Çağrısı

Patrick Ness’in yazdığı, TUDEM Yayınları’nın Türkçeye çevirdiği kitap, bir yanıyla duygusal çağrışımları olan fantastik bir eser. Annesinin ölümcül hastalığı için bir ağaç canavarından yardım isteyen çocuğun hikayesini anlatan kitabın uyarlamasını J.A.Bayona yönetecek. Liam Neeson,  Felicity Jones, Sigourney Weaver gibi isimlerin rol alacağı filmin gösterim tarihi ise 14 Ekim olarak açıklandı.

The Revenant – Diriliş

Her ne kadar “malum ortamlara” düştüğü için çamur gibi görüntüye rağmen Türkiye’de pek çoklarınca izlenip yorumlanmaya başlasa da gerçek sinema severlerin 22 Ocak’taki Türkiye gösterim tarihini beklediği yapım, hem bu yılın hem de sinema tarihinin en çok konuşulanlarından olacak kuşkusuz.

Leonardo DiCaprio’nun başrolünde olduğu ve tahmin edileceği üzere Oscar geyiklerinin çoktan dönmeye başladığı film, Michael Punke’ın aynı isimli romanından “kısmen” uyarlandı. 1800’lü yıllarda geçen hikayede, Hugh Glass isimli bir kürk avcısını yaralı haldeyken yanındakiler tarafından ölüme terk edilmesini ve kurtulan kahramanın intikam hikayesini anlatıyor.

156 dakika gibi bir uzunluğa, uzun ve ağır  kar manzaralarına rağmen kendini izleteceğinden şüphe duyulmayan filmin yönetmenliğini “Birdman, Babel, Biutiful” gibi filmlerin de yönetmeni olan Alejandro Gonzalez Innaritu üstlenmiş. DiCaprio’ya eşlik eden isimler ise Tom Hardy, Will Poulter oluyor.

How to Talk to Girls at Parties – Neil Gaiman

Neil Gaiman bu yıl kendinden çok söz ettirecek isimler arasında. Dark Horse tarafındangrafik romanı da çıkacak olan Neil Gaiman imzalı kısa hikayelerden “How to Talk to Girls at Parties”, 2016’da aynı zamanda sinemaya da uyarlanacak.

Parti ortamında karşı cinsle tanışmaya çalışırken uzaydan gelen kadınlara denk gelen çekingen bir çocuğun komik ve fantastik hikayesini anlatan hikaye John Cameron Mitchell tarafından yönetilecek.

Senaryo uyarlamasının Philippa Goslett tarafından yazılacağı filmin başrollerinde Ruth Wilson, Nicole Kidman ve  Elle Fanning gibi heyecan verici isimler yer alıyor.

Filmden hiçbir görsel veri sızmamakla birlikte gösterim tarihi de henüz belli değil.

2016 Yılında Sinemada İzleyebileceğimiz Kitaplardan Uyarlama Filmler

0

Sıkı kitap okurlarının başı, sinemaya uyarlanan kitaplar ile çoğu kez iyi olmamışsa da yeni uyarlama fikirlerine heyecanlanmamak ve ortaya neler çıkacağını merak etmemek de elde değil elbet.

Avrupa ve Amerika’da popüler kitaplarda artışa geçen “genç yetişkin kuşağı” kitapları, özellikle de vampirli-zombili aşk romanlarının kazandığı popülarite, belli ki önümüzdeki yıl da devam edecek. Beyazperdedeki kitap uyarlamalarında  bu türdeki kitapların çokluğunu görmek, bu öngörünün dayanaklarından biri…

Aşağıdaki seçkide bu türün roman uyarlamaları ile haricindekileri dengelemeye çalışmakla birlikte kesinleşen, hatta fragmanları yayınlanıp, gösterim tarihleri açıklanan yapımlara öncelik vermeye çalıştık. Bununla birlikte, Türkçede yayınlanan ya da başka eserleriyle Türkçede yer alan yazarlara da öncelik verdik. Bu kısa derlemenin haricinde 2016’da çekilmesi beklenen, hak satışlarının tamamlandığı çok uzun bir liste de muhtelif ortamlarda mevcut. Ayrıca, çizgi roman uyarlamalarını da bu başlığa dahil edebilme şansımız olmasına rağmen, Marvel ve DC Comics sinema evrenleri kendi kategorilerini oluşturabilecek kapsamda oldukları için bu yazıya almadık.

2016’da sinemaya uyarlanacak kitaplar haricinde dizilere rağbetin artmasına bağlı olarak çok sayıda dizi uyarlamasının da bu yıl karşımıza çıkacağını söyleyerek ve her derlemede olduğu gibi bu listede olmayıp da olması gerektiğine inandığınız filmleri yorum olarak ekleyebileceğinizi belirterek listeye geçelim.

Charles Dickens’ın Karakterleri Tek Bir Dizide

Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” Romanı Mini Dizi Oluyor

Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children – Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları

Ransom Riggs’in uzun haftalar boyunca New York Times bestseller listesinden inmeyen romanı, ağırlıkla gerilim-korku türünde sayılsa da romanın dram ve fantastik özelliklerini göz ardı etmek de imkansız. Bir adada, terk edilmiş bir yetimhanede geçen roman, bizde İthaki Yayınları tarafından basıldı. Konuyla ilgili olarak arka kapak yazısından şu alıntıyı yapabiliriz:

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi’nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine’in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

Kitabın devam bölümü olan “Hollow City” henüz Türkçeye kazandırılmasa da onu beklerken filmin ilaç gibi geleceğini düşünebiliriz. Bunun en büyük güvencesi de yönetmen koltuğunda Tim Burton’ın oturması.

Senaryosunu Jane Goldman’ın yazdığı ve Eva Green, Samuel L.Jackson, Ella Purnell gibi, kitabın atmosferini layığıyla taşıyacak oyuncuların yer aldığı filmin gösterim tarihi olarak 26 Aralık 2016 veriliyor.

Filmden henüz resmi görüntüler verilmese de Quirk Books’tan çıkan kitabın orijinal fragmanını idareten izleyebiliriz:

Pride and Prejudice and Zombies – Aşk ve Gurur ve Zombiler

“Aşk ve Gurur” kısmının Jane Austen’a ait olduğunu bildiğimiz, fakat 2009’da bir tür “nazire” tadında Seth Grahame-Smith tarafından sonuna “Zombiler” eklenerek uyarlama haline getirilen kitap, “genç-yetişkin” kuşağı kitapların en popülerlerinden birisi haline gelmekle birlikte geniş bir okur kitlesine de ulaştı. Bir o kadar da topta tutan okur olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Bizde Domingo Yayınları tarafından basılan roman için Grahame-Smith’in “Metnin yüzde 85’i Jane Austen’a ait. Bence o bunu okusa gülümserdi ama muhtemelen tazminat davası da açardı” gibi ilginç cümleler kurmuşluğu var.

Gösterim tarihi olarak 5 Şubat 2016’nın verildiği uyarlamayı Burr Steers yönetiyor ve yazıyor. Oyuncular arasında Lily James Lena Headey ve son dönemde her köşe başında görmeye başladığımız Charles Dance gibi isimler yer alıyor.

Fragmana gelince:

The Girl on the Train – Trendeki Kız

Bizde özellikle “instaokur” tayfasının kalbini pır pır çarptıracak olan “Trendeki Kız” da 2016’da izleyeceğimiz filmler arasında yerini aldı.

İthaki Yayınları’nın Polisiye Dizisi kapsamında yayınladığı Paula Hawkins imzalı roman, hem Türkiye’de hem de yabancı yayın dünyasında son yılların en çok okunan kitaplarından.

Uyarlamanın yönetmen koltuğunda Tate Taylor otururken senaryosunda romana sadık kalarak çalışan Erin Cressida Wilson var. Oyuncular kadrosunda ise Rebecca Ferguson, Emily Blunt ve Justin Teheroux’nun karşımıza çıktığı filmin gösterim tarihi 7 Ekim 2016 olarak verildi.

Fantastic Beasts and Where To Find Them – Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?

Evet, bir kitap üstündeyken çok da göze batmayacak olan bu uzun isim olduğu gibi filmin de adı oluyor ve bu yılın en heyecan verici, daha şimdiden üzerinde en çok konuşulan yapımlarından birisi oluyor.

Harry Potter serisinin yazarı J.K.Rowling’in 2001 yılında Newt Scamanderisimli hayali bir yazar olarak yazdığı küçücük bir kitap olan eserin sinemaya uyarlanırken ne gibi değişimlere uğrayacağı merak ediliyor. Vaktiyle bir “yan kitap projesi” olarak düşünülen kitabın geliri dünyanın farklı noktalarındaki yardıma muhtaç çocuklara bağışlanmıştı.Kitap Türkçeye YKY tarafından kazandırıldı.

David Yates yönetmenliğindeki filmin yazarı da Rowling olmuş. Oyuncular arasındaEddie Redmayne, Ezra Miller, Katherine Waterson karşımıza çıkıyor. 18 Kasım olarak gösterim tarihi verilen filmin ilk fragmanı da geçen hafta görücüye çıktı:

5th Wave – 5. Dalga


Pegasus Yayınları’ndan
çıkan romanın uyarlaması, bu listenin en yakın tarihlilerinden biri olarak 22 Ocak’ta ilk kez ABD’de gösterilecek. J Blakeson’un yönetmeni olduğu filmde Chloe Grace Moretz, Maika Monroe ve Liev Schreiber gibi oyuncular rol alıyor.Bir distopya olarak karşımıza çıkan Rick Yancey imzalı roman, 2014 gibi yakın bir tarihte yazılsa da hem Türkçede basılması, hem de sinemaya uyarlanması oldukça hızlı oldu.

The BFG – Koca Sevimli Dev

Can Yayınları’nın çocuk kitapları kapsamında Türkçeye çevrilen Roald Dahl imzalı romanın uyarlaması, hem “Büyülü Parmak, Küçük Adam Büyürken, Charlie’nin Çikolata Fabrikası” gibi kitapların yazarından çıkması hem de yönetmen koltuğundaSteven Spielberg’ün olması gibi sebeplerden ötürü beklentiyi yukarı taşıyor.

Bir çocuk ile arkadaşı devin hikayesini anlatan ve Quentin Blake çizimleriyle donatılan kitap ilk kez 1982’de basılmış, 1989’da da bir de animasyon filmi çekilmiş.

1 Temmuz’da gösterime girmesi beklenen filmin başrollerinde Mark Rylance, Bill Hader, Rebecca Hall ve Penelope Wilton gibi isimler var.

A Monster Calls – Canavarın Çağrısı

Patrick Ness’in yazdığı, TUDEM Yayınları’nın Türkçeye çevirdiği kitap, bir yanıyla duygusal çağrışımları olan fantastik bir eser. Annesinin ölümcül hastalığı için bir ağaç canavarından yardım isteyen çocuğun hikayesini anlatan kitabın uyarlamasını J.A.Bayona yönetecek. Liam Neeson,  Felicity Jones, Sigourney Weaver gibi isimlerin rol alacağı filmin gösterim tarihi ise 14 Ekim olarak açıklandı.

The Revenant – Diriliş

Her ne kadar “malum ortamlara” düştüğü için çamur gibi görüntüye rağmen Türkiye’de pek çoklarınca izlenip yorumlanmaya başlasa da gerçek sinema severlerin 22 Ocak’taki Türkiye gösterim tarihini beklediği yapım, hem bu yılın hem de sinema tarihinin en çok konuşulanlarından olacak kuşkusuz.

Leonardo DiCaprio’nun başrolünde olduğu ve tahmin edileceği üzere Oscar geyiklerinin çoktan dönmeye başladığı film, Michael Punke’ın aynı isimli romanından “kısmen” uyarlandı. 1800’lü yıllarda geçen hikayede, Hugh Glass isimli bir kürk avcısını yaralı haldeyken yanındakiler tarafından ölüme terk edilmesini ve kurtulan kahramanın intikam hikayesini anlatıyor.

156 dakika gibi bir uzunluğa, uzun ve ağır  kar manzaralarına rağmen kendini izleteceğinden şüphe duyulmayan filmin yönetmenliğini “Birdman, Babel, Biutiful” gibi filmlerin de yönetmeni olan Alejandro Gonzalez Innaritu üstlenmiş. DiCaprio’ya eşlik eden isimler ise Tom Hardy, Will Poulter oluyor.

How to Talk to Girls at Parties – Neil Gaiman

Neil Gaiman bu yıl kendinden çok söz ettirecek isimler arasında. Dark Horse tarafındangrafik romanı da çıkacak olan Neil Gaiman imzalı kısa hikayelerden “How to Talk to Girls at Parties”, 2016’da aynı zamanda sinemaya da uyarlanacak.

Parti ortamında karşı cinsle tanışmaya çalışırken uzaydan gelen kadınlara denk gelen çekingen bir çocuğun komik ve fantastik hikayesini anlatan hikaye John Cameron Mitchell tarafından yönetilecek.

Senaryo uyarlamasının Philippa Goslett tarafından yazılacağı filmin başrollerinde Ruth Wilson, Nicole Kidman ve  Elle Fanning gibi heyecan verici isimler yer alıyor.

Filmden hiçbir görsel veri sızmamakla birlikte gösterim tarihi de henüz belli değil.

Zamanında Yasaklanmış 15 Şahane Kitap!

0

Zamanında yasaklanmış şahane kitaplardan 15’i:

  1.  “Cesur Yeni Dünya“ , Aldous Huxley
  2.  “Damızlık Kızın Öyküsü” , Margaret Atwood
  3.  “Mezbaha No 5“, Kurt Vonnegut
  4.  “Fahrenheit 451“, Ray Bradbury
  5.  “Anne Frank’ın Hatıra Defteri“, Anne Frank
  6.  “Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim“, Maya Angelou
  7.  “Çavdar Tarlasında Çocuklar“, J.D. Salinger
  8.  “Sevilen“, Toni Morrison
  9.  “Lolita“, Vladimir Nabokov
  10.  “Tom Amca’nın Kulübesi“, Harriet Beecher Stowe
  11.  “Medarı Maişet Motoru“, Sait Faik Abasıyanık
  12.  “Oğlak Dönencesi“, Henry Miller
  13.  “Felsefenin Başlangıç İlkeleri“, Georges Politzer
  14.  “Bizim Köy“, Mahmut Makal
  15.  “Sırça Köşk“, Sabahattin Ali

Melih Cevdet Anday Ödülüne Başvurular Başladı

0

Bu yıl ilk kez verilecek olan Melih Cevdet Anday ödülüne başvurular başladı. “Deneme” türüne verilecek ödüle son katılım tarihi 1 Nisan.

Deneme, tiyatro, roman ve şiir dallarında özgün ürünlerin yaratıcısı Melih Cevdet Anday artık bu türlerde verilecek ödüllerle de anılacak. Her yıl ayrı dalda verilecek ödül, 2016 yılında “deneme” türüyle başlayacak.

Milas Belediyesi tarafından verilecek ödülün seçici kurulu İoanna Kuçuradi, Ahmet Say, Ali Sirmen, Orhan Alkaya, Eren Aysan, Cem Erciyes, Enver Aysever’den oluşacak.

Ödül şartnamesine göre katılmak isteyen yazarlar, yeni ve yayımlanmış kitaplarıyla 1 Nisan 2016 tarihine kadar başvurularını yapabilecekler.

2016 yılında “deneme” dalında verilecek ödül için son katılım tarihi 1 Nisan. Yarışmaya, kişiler kitap ile doğrudan katılabiliyor ya da yayımlanmış deneme kitaplarını sivil toplum örgütleri, yayınevleri ve üçüncü kişiler, sanatçının (yapıt sahibinin) onayı alınmak koşuluyla önerebiliyor.

Kazanan yapıt 1 Eylül’de açıklanacak ve birinciye 3 bin lira ödül verilecek.

Kaynak: Radikal Kitap

62. Sait Faik Hikâye Armağanı Sahibini Arıyor

0

Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen ve Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen 62. Sait Faik Hikâye Armağanı’na başvurular başladı.

Yarışmaya katılacak yazarların, başvuru yapacakları hikâye kitabından on (10) nüshayı, 26 Şubat 2016 Cuma günü Saat 17:00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyeti İletişim Birimi, Darüşşafaka Caddesi No: 14 34457 Maslak, Sarıyer İstanbul adresine teslim etmesi gerekiyor.

Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yapılan açıklamada, yarışmaya katılacak hikâye kitaplarının 2015 yılında yayımlanmış olması, daha önce herhangi bir ödül almamış olması gerektiği ve daha önce aynı armağanı kazanmış yazarların yarışmaya katılamayacağı vurgulandı.

Seçiciler Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmenin ardından, sonuçların bu yıl Mayıs ayı içinde açıklanacağı ifade edildi.

Doğan Hızlan’ın başkanlığında toplanacak Seçiciler Kurulu, Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Jale Parla, Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen’den oluşuyor.

Bugüne kadar Haldun Taner, Orhan Kemal, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Selim İleri, Oya Baydar, Bilge Karasu, Yekta Kopan, Mehmet Zaman Saçlıoğlu gibi yazarların kazandığı Sait Faik Hikâye Armağanı geçen yıl Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü-Beni Unutma Dörtlemesi 1 adlı kitabıyla Bora Abdo’ya verilmişti.